https://jurnalist.com.tr/ Etkin Seçkin Haber Sitesi tr 27.06.2022 02:57:29 Jurnalist Jurnalist Haber Deyay - Jurnalist Haber Sitesi

İKİNCİ YÜZYIL İÇİN TEMEL EĞİTİMDE YENİDEN BİR OKULLAŞMA MODELİ ÖNERİSİ





Tüm eğitim bilimcilerin, pedagogların, psikologların ittifakla savundukları ve önerdikleri bir gerçeği tekrarlayarak başlayalım. EĞİTİMİN TEMELİ TEMEL EĞİTİMDİR. Burada Temel Eğitimi OKUL ÖNCESİ EĞİTİM (Ana Okulu ) ve İLK ÖĞRETİMİ kapsayan bir kavram olarak kullanıyoruz. Okul öncesi eğitim zorunlu müfredatımıza girdi ancak uygulama yeterli yaygınlığa kavuşamadı. Mevcut okullaşma yapısı içinde yaygınlaşması  çok zor, hatta imkansız. Yeni bir okullaşma modeli bulunup uygulanmazsa, eğitimimizin Ana Okulu aşaması kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.  Bu çalışmamız bu can alıcı soruna çözüm olacağına inandığımız, Okul öncesi eğitimi ve ilköğretimi  Temel Eğitim çatısı altında birleştiren  bir okullaşma modeli tasarısıdır.

İnsan yaşamının evrelerini şöyle sıralayabiliriz; bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik. Yetişkinlik evresi de genç yetişkinlik, orta yaşlılık ve yaşlılık olarak alt evrelere ayrılıyor.  Çocukluk dönemi  başlangıcı olan 4/5 yaş ile ergenlik ( gençlik dönemine geçiş) yaşı olan 14/15 yaş aralığında verilen eğitim çocuğun hayatı boyunca başarı derecesini,  ne tür bir insan, nasıl bir yurttaş olacağını belirliyor. Çocuğun zihinsel, bilişsel, fiziksel, psikolojik, sosyal gelişimlerinin yüzde doksan beşten fazlasını  bu dönemde kazanıyor. Hayatı boyunca kullanacağı dil veya dillerin sözcük hazinelerini bu dönemde biriktiriyor. Zihinsel yetkinliği; akıl yürütme, problem çözme yeteneklerini, ahlak değerlerini bu dönemde kazanıyor. Bu gerçekliğin ve gerekliliğin nedenleri üzerine çok yazılar, kitaplar yazıldı, konferanslar yapıldı , yapılıyor. Radyolarda, TV’lerde konuşuluyor. İlgili bilim insanlarının, eğitimcilerin ittifakla kabul ettikleri bir gerçek bunlar. O nedenle OECD, ülkelerin eğitim kalitelerini ölçen testleri (PISA)  temel (çocukluk) eğitimini bitiren 14/15 yaş grubu çocuklar üzerinde yapıyor, ona göre ülkelerin eğitim kalitelerini değerlendiriyor. Bizim bu testlerde hangi sıralarda olduğumuz malum. (Biz bu köşede yayında olan “PISA test test raporları ve yerlerde sürünen milli eğitimizi -1,2 3 “ başlıklı yazılarımızda “Temel Eğitim” hal-i pür melalini sergilemeye çalıştık)  Çocukluk dönemi eğitiminin önemi konusunda kapsamlı, ve kolay okunacak bir kitap olarak Prof. Dr. Selçuk Şirin’in “YETİŞİN ÇOCUKLAR / Bebeklikten ergenliğe çocuk yetiştirme kılavuzu” adlı kitabını öneririm. Bu kitaptan bir bölümü, önerdiğimiz planın sonunda okuma parçası olarak veriyorum. (Ek-1)

AKP’nin eğitim alanında yaptığı tahribatın bertaraf edilmesi, yeniden eğitimin bütün kademelerinin (Temel Eğitim, Orta öğretim, yüksek öğrenim ) bilimsel, laik, demokratik esaslara göre düzenlenmesi, müfredatın ve eğitim materyalleri içeriklerinin bu prensibe göre yeniden hazırlanması önümüzdeki dönemin Cumhuriyetçi Hükümetleri için en önemli görev olarak duruyor. Biz bu çalışmamızda aynı derecede önemli olan, çocuklarımızın okula erişim sorunlarına çözüm önerileri sunacağız. Bugün çocuklarımız ya sabahın köründe kalkıp, kentlerde trafik keşmekeşi içinde AVM tarzı okullara gidip dönmek için saatler harcamaktadırlar. Ders başı ve paydos saatlerinde, okul önlerinde,  Esenler otogarının bayram başı ve sonlarındaki trafik keşmekeşi benzeri kaoslar yaşanmaktadır. Teneffüslerde sıkış – tepiş koridorlarda çocuklar birbirleri ile bağırarak konuşmak zorunda kalıyorlar. Kırsal kesimde ya taşımalı eğitim adı altında çocuklar dağ bayır yollarında saatlerini harcamaktalar, veya aileler çocuklarını sicili bozuk yurtlara vermek zorunda kalıyorlar. Özetle 4-15 yaş grubu çocuklarımıza travmatik bir çocukluk yaşatıyoruz. Ailesinden ayrı, mahalle arkadaşlığı yaşayamadan, sokakta oyun oynayamadan çocukluklarını geçirmektedirler.  Bu tür travmatik bir çocukluk geçiren  insanlarda, başarısızlığın yanında, ilerde şiddet ve suç eğilimlerinin daha çok olduğu bilimsel araştırmalarla saptanmıştır. Bir örnek olarak ünlü astronom Prof. Carl Sagan’ın , COZMOS adlı eserinde bu tehlikeyi  ele aldığı bölümde , ABD’da yapılan bir araştırmayı aktarıyor. Bu bölümü, çalışmamızın sonunda Ek-2 okuma parçası  olarak veriyoruz.

Bu bilgiler ve düşünceler çerçevesinde YENİ TEMEL EĞİTİM  OKULLAŞMA MODELİ hangi kriterlere dayanmalıdır?

1-      TEMEL EĞİTİM KADEMESİ ( Ana Okulu + ilk öğretim) tek kademe olmalıdır. Bütün aklı başında eğitim bilimcilerin, pedagogların, psikologların ortak görüşü ve önerisi,  AKP’nin getirdiği            4+4+4 yanlışlığı bırakılmalı, eğitim kademeleri TEMEL EĞİTİM( Ana Okulu + kesintisiz 8 Yıllık İlköğretim) + 3 veya 4 yıllık orta öğretim ( Lise veya meslek lisesi ) + Yüksek öğrenim şeklinde düzenlenmelidir. Bu konuda ekte bir okuma parçası veriyorum. (Ek-2 : Duayen psikiyatrist, hocaların hocası Prof. Dr. Özcan KökneL’in,” BİLGENİN AYNASI / toplumsal Ruh Sağlığımız için tespitler”  adı ile yayınlanan biyografik röportajından eğitimle ilgili  bölüm. )

2-      TEMEL EĞİTİM öğrencisi çocuklar; aileleri ile birlikte oturarak 15-30 dakikalık yürüyüş mesafesinde, çok zorunlu hallerde araçla, erişebilecekleri   8-12 derslikli butik okullara kavuşmalılar. Ana Okulu ve ilköğretim öğrencilerinin aynı ana yapı içinde, ayrı giriş ve çıkışları olacak şekilde düzenlenmiş okullar.

3-      Okul sadece bir bilgi aktarma yeri değildir. Aynı zamanda çocuğun sosyalleşmesini sağlayacak bir ortam sunmalıdır. Yüzlerce derslikli, binlerce öğrencili AVM tarzı okulların kaotik ortamı da 5-10 öğrencili (her sınıfa 1-2 öğrenci düşen) ıssız okullar da çocuğun sosyal gelişmesine hizmet etmiyor.  Arkadaşlık bağları geliştirmesi, sözcük hazinesini zenginleştirmesi, sosyal faaliyetler,  ekip çalışmaları, takım oyunları, takım yarışmaları deneyimlerini yaşayabileceği  ortamlar sunmalı okul. Genç Cumhuriyetin eğitimcileri bu durumu dikkate alarak ilkokullar için asgari öğrenci limiti belirlemişler. 8 öğrencinin altındaki 5 yıllık ilkokullar kapatılıyor, öğretmen atanamıyordu.  Kapanan köy ilkokullarının kapanış nedeni siyasi-idari karardan çok bu nedene dayanıyor.  Çarpık çok partili demokrasimizde bazı karanlık zihniyetli iktidarların bunu fırsat olarak kullanmaları olasılığı da bir gerçektir.

4-      Öğretmenlerin dağılımı : Ana okulu ve ilköğretim okulu yöneticileri, sınıf öğretmenleri  okulun tam gün kadrolu elemanları olmalı, branş öğretmenleri ilçe milli eğitim müdürlüklerinin veya kurulacak yeni bir koordinasyon biriminin kadrosunda taşımalı olarak birden fazla temel eğitim okuluna hizmet verebilmelidir. 7-8 yaşlarındaki çocukları servis araçlarında süründüreceğimize, onlara travmatik bir çocukluk yaşatacağımıza, yetişkin öğretmenleri dolaşımlı olarak görevlendirmek hem daha ekonomiktir, hem de daha sağlıklıdır.

5-      Diğer kriterler:  Bu önerinin planlaması yapılırken geniş bir uzman kadrosu, çok taraflı kurumsal yapıların, sosyal grupların temsilcileri çalışacaktır. Onların da önerecekleri, öngöremediğimiz yeni kriterler de mutlaka olacaktır.   

Bu kriterleri karşılayacak bir TEMEL EĞİTİM OKULLAŞMASI uygulaması sosyo –ekonomik koşullara, coğrafi özelliklere, yerleşmiş gelenek ve göreneklere  bağlı olarak, farklı şekiller alacaktır. En temel farklılık kent –kır ayrımında olacaktır. Şimdi bu iki sosyo-ekonomik yapı için ayrı ayrı okullaşma modeli önerisini açıklayacağız. 

KENTLERDE TEMEL EĞİTİM YENİ OKULLAŞMA MODELİ

Yukarda saydığımız 5 kriteri baz alarak kentlerdeki temel  eğitim okullarını ana sınıfı veya sınıfları 8-12 derslikli, 50-150 öğrencili 8 yıllık Temel ilköğretim okulu olarak, saha araştırması ile elde edilecek verilere göre; SİTE BAZINDA, SOKAK BAZINDA veya ADA BAZINDA temel eğitim okulları kurulmalıdır.

Çocuklar, ana caddelere çıkmadan, komşu arkadaşları ile kardeşleri ile, küçük yaşlarda ebeveynleri veya  büyük kardeşleri ile okula gidip gelebilecekleri bir okula kavuşmalıdır. Böyle bir okullaşma eğitimin kalitesini arttıracak, çocuklarımız mahalle arkadaşlıkları ile pekişmiş okul arkadaşlıkları ile daha zengin bir sosyalleşme ortamına kavuşacaklardır. Arkasından ağıtlar yaktığımız mahalle kültürümüz de belki yeniden canlanabilir. Çocuklarımıza fiziksel, zihinsel, sosyal - duygusal gelişmeleri için daha sağlıklı bir ortam sunmuş oluruz. 

Böyle bir okullaşma atılımının, kentlerden, eğitim kalitemizin yükselmesine ilaveten  4 önemli ilave yan faydası olacaktır:

Birincisi, temel eğitim çağındaki çocukların kullandığı servis araçlarının tamamı olmasa bile önemli bir kısmı trafikten çıkacağı için kentlerdeki kronikleşmiş ulaşım sorununa kısmi bir azalma getirecektir.

İkinci olarak ; yeni temel eğitim okulları deprem veya benzer afetler çıktığında Afet Sığınma Merkezleri ( AFS )olarak kullanılabilecek şekilde tasarımlanarak, ACİL DURUM’larda kullanılabilir. Olmalı. Afet  durumunda okullar  belli bir süre kapalı olacak nasıl olsa. Yaşlıların, hastaların, engellilerin ulaşamayacağı uzaklıktaki bir parkın köşesine konmuş, senelerce kapısı açılmamış  konteynerlerin bir afet anında hiçbir fayda sağlamayacağı anlaşılmalıdır. Ayrıca deprem anında insanlar birçok nedenlerle evlerinin yakınından ayrılmıyorlar.

Üçüncü olarak; salgın hastalık durumlarında; bulaş riskini azaltacağı gibi, karantina tedbirlerini kısmi izolasyonlarla çözme imkanı sağlayacaktır. Çünkü karantina tedbirlerini uygulamada en zor kontrol edilen nüfus kesimi çocuklardır. Son coronavirüs salgını bu gerçeği de bize öğretti.

Dördüncüsü: Öğretmen ihtiyacımız artacak, minibüs şoförü ihtiyacımız azalacaktır. İşsiz öğretmen gençlerimizi istihdamı artacak, ilave olarak, daha az minibüs şoförü, daha çok öğretmen yetiştirerek toplumumuzun eğitim düzeyi çıtasını da yükseltmiş olacağız.

Kentlerde bu planın uygulanabilirliği önündeki en büyük güçlük veya engel  kamu arsalarının yağmalanmış olması, arsa bulma güçlüğüdür. Merkezi ve yerel  yönetimlerin birleşik iradesi ile oluşacak kamu gücü için bu engel aşılamayacak bir engel değildir.

Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen devasa bir KENTSEL DÖNÜŞÜM sorunu var. Bu sorun çözülürken Kentsel dönüşüm projelerinde Yeni Temel Eğitim okulları da projelere uygun şekilde dağıtılmalı ve yerleştirilmelidir. Bu da bir fırsat olarak  değerlendirilmelidir.                   

KIRSAL KESİMDE TEMEL EĞİTİM YENİ OKULLAŞMA MODELİ

NOT: Eskiden kırsal kesimdeki klasik köy tanımı hem sosyolojik bir birimi hem de idari bir birimi ifade ediyordu. Son dönemde Bütün Şehir yasası kapsamına giren illerin köyleri, sosyolojik olarak köy olmasına rağmen, idari olarak “mahalle” statüsüne geçirildi. Biz bu çalışmamızda sosyolojik karaktere sadık kalarak hepsi için “ köy “ kavramını kullanıyoruz.

          Eğitim politikaları ile kırsal bölgelerdeki sosyo-ekonomik çöküş;  neden – sonuç – neden ilişkileri ile birbirini etkilemekte, biri diğerinin hem nedeni hem sonucu olarak bir kısır döngü (fasit daire ) içinde birbirini yok etmektedir.  Bu özellik nedeni ile kırsal kesimde temel eğitim için özel bir OKULLAŞMA proje hazırlanması gerekiyor.

        1950’den başlayarak gerek kırdan kente göç, gerek yurt dışına işçi göçü ile köyler genç nüfusu sürekli kaybetti.  Buna bağlı olarak köy okullarında öğrenci sayısı azaldı. Öğrenci sayısı belli bir miktarın altına düşünce mevzuat gereği o okul kapanıyor, öğretmen atanmıyor. Okul kapanınca köyünde yeterli geçim olanakları olan aileler de çocukların eğitimi için çaresiz kalıyorlar. Ya onlar da kent merkezlerine taşınıyorlar veya 6-15 yaş grubu çocuklarını malum sicili bozuk yurtlara vermek zorunda kalıyorlar, ya da Taşımalı Eğitim denen sisteme bağlanıyorlar. Çocuklar, tıpkı kentlerdeki yaşdaşları gibi, günün 3-4 saatini dağ- bayır yollarda geçiriyorlar. Ülkemiz için ileri bir adım olan  Temel eğitimi 8 yıla çıkarılması, kırsal kesimdeki eğitimin ve sosyo-ekonomik yapının çözülme sürecini daha da hızlandıran olumsuz bir sonuç da üretmiştir.  Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasından sonraki eğitimdeki yap bozlarla kapanan köy okullarının sayısı 20000’e ulaştı. Yani kırsal kesimde sosyo-ekonomik yaşam ile eğitim arasında neden – sonuç – neden şeklinde döngüsel bir illiyet bağı var.  Biri diğerinin hem sonucu hem nedeni.  

           Kırsal kesimin sosyo – ekonomik yaşamı  aynı zamanda TARIMSAL ÜRETİM KÜLTÜRÜNÜN de yaşamıdır.  Tarımsal üretim kültürünün yaşaması bir ülke için ekonomik, sosyal, kültürel zenginlik olmasının yanında bir ulusal güvenlik sorunudur da. Bir ulusun ve devletin ayakta kalabilmesi, bekası  için GIDA GÜVENLİĞİ en az silah kadar önemli bir faktördür.  Bu da Tarımsal Üretim kültürünün yaşamasına bağlıdır. Savaş halinde, bir ambargo halinde, uzun süreli ekonomik veya ekolojik krizlerde market raflarındaki  gıda maddeleri tükenip, ithal yolları da kapanınca; kendi milli üretim kabiliyet ve kapasiteleri ile karnını doyuramayan uluslar ayakta kalamazlar. Tarihte ve günümüz dünyasında ders alınacak olumsuz ve olumlu birçok örnek vardır.

Tarımsal üretim kültürü bin yılların birikimi olan bir kültürdür. Onu bir kere kaybederseniz geri kazanmak imkansız denecek kadar zordur. Türkiye bu kültürel zenginliğini bütünüyle kaybetmenin sınırındadır. Hayatında kazma –kürek tutmamış nesillerle bu kültürü geri kazanamayız. Az çok eli kazma kürek tutmuş nesiller ayakta iken bu hazineyi kurtarmak gerekiyor.  Günümüzde birçok gelişmiş ülke Tarımsal üretim kültürünü ayakta tutmak için özel teşvikler uyguluyorlar. Örneğin Almanya, çiftçilerin sektörü terk etmelerini önlemek için Enerji bitkileri üretimine  özel destek veriyor. Biyokütle ve biyogaz üretimi yolu ile elektrik üreten santrallara destek fiyatları ile alım garantisi veriyor.  Bundan 5-6  yıl önceki istatistiklere göre Almanya’daki bu tür elektrik santrallarının sayısı 9000 idi. İsviçre köylülerine çiftliklerinin başında üretimlerine ve yaşamlarına devam etmeleri için maaş veriyor.

Ülkemizdeki duruma bakarsak;  ekonomist  Mahfi Eğilmez, NTV’deki günlük programlarından birinde ( 29.01.2016 ) aynen şöyle diyor. “ Türkiye’nin kır – kent demografik yapısı çok bozuldu. İl ve İlçe merkezlerinde oturanların genel nüfusa oranı  % 92. Çok kötü bir oran. Tarım ve hayvancılığımızın gerileme nedenlerini başka yerde aramayalım. En büyük 3 kentin nüfus toplamının ülke nüfusuna oranı 1/3 …” Tabii burada kırsal kesimdeki  % 8 nüfusun büyük çoğunluğunun üretim yeteneği tükenmiş yaşlı nüfus olduğunu dikkate alırsak, durum “çok kötü”nün ötesinde vehamet derecesindedir. (Bir not; Mahfi Eğilmez uzun süredir anti sosyal medya kanallarında artık konuşturulmuyor, aforoz edildi herhalde. Günümüz medya dünyası için yeni atasözü gerekli hale geldi: Doğruyu söyleyen dokuz kanaldan kovulur.)

Sonuç olarak kırsal kesimdeki temel  eğitim örgütlenmesini ve tarımsal üretim kültürünü yaşatma projesini birlikte ele alıp, eşgüdümlü bir planlama ve uygulamaya ihtiyaç var. Türkiye’nin tarihinde ve  Dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan bir durum, hazır bir reçetesi yok. Köy Enstitüleri örneğinde olduğu gibi yaratıcı düşünceye ve kamu girişimciliği tutkusuna ve çoşkusuna ihtiyaç var.

 Önce çok sık tekrarlanan iki öneri hakkındaki düşüncemi ifade edeyim. Köy Enstitülerini yeniden kurmak ve/veya kapanan köy ilkokullarını yeniden açma hazır reçetelerinden söz ediyorum. Bunlar,  bugünün köylüsüz kalan köylerinin derdine deva olacak reçeteler değildir artık. Geçmişin zaruri doğruları idi. Bugün okul öncesi eğitimin de müfredata girmesi ile; kurulacak temel eğitim okullarına ( ana sınıfı + 8 yıllık ilköğretim), anlamlı sayıda öğrenci verebilecek köy sayısı benim kişisel tahminime göre %10 u geçmez. Tabii bunun için özel araştırmalarla saptamalarının yapılması gerekiyor. 

Kapanan köy ilkokulları; fiziki olarak, okulöncesi eğitimin de müfredata girmesiyle ve 8 yıllık temel eğitim uygulamasına uygun değildir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında nüfusun %80’i köylerde oturuyordu. Köylerde okul da yoktu, köylere gönderecek öğretmen de bulunamıyordu. Muhtelif denemeler yapıldı. Köy öretmeni okulları açıldı, askerliğini erbaş olarak yapan köy çocuklarına 6 aylık kurs verilerek eğitmen ünvanı ile 3 yıllık köy ilkokullarında okuma yazma öğretimi için görev verildi  Bu uygulamalara paralel olarak da yerleşim yerlerinin nüfuslarına göre ve devletin imkanlarına göre okullaşma planları yapıldı, muhtelif büyüklükte okullar yapıldı. 1940’da Köy Enstitüleri kanununun çıkması ile ard arda kurulan enstitüler köy öğretmeni sorununa başarılı bir çözüm getirdi, Enstitü mezunu birçok öretmen, ilk yıllar köylere gittiklerinde camileri, köy odalarını veya köyün ileri gelenlerinin tahsis ettikleri mekanları okul olarak kullandılar. Bugünün 50’li yaşların üstündeki birçok  köy çocuğu bu pratikleri yaşamıştır, yaşamayanlar da Yeşilçam filmlerinde seyretmiştir.  Bu denemelerden çıkarılan derslerle 05.01.1961 tarihinde kabul edilen 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile kır ve kentlerdeki okullaşma hareketi yasal bir zemine kavuşmuştur. Kırsal kesimdeki temel eğitim okullaşma sorunu o zaman da dönemin eğitimcilerini en çok zorlayan, uğraştıran konu olmuştur. Bu kanunla kırsal kesimde muhtelif özel uygulamalar gündeme getirilmiştir. Kanunun 9. maddesi  şöyle diyor:  çeşitli sebeplerle henüz bir ilkokul açılmamış birbirine yakın birkaç köyün bulunduğu yerlerde veya evleri ve ev grupları dağınık olan köylerde gündüzlü, yatılı, Pansiyonlu Bölge Okulları ve gezici okullar açılabilir ve gezici öğretmenler görevlendirilir.”  222 sayılı Kanunun uygulama görevi Milli Eğitim Bakanlığına ve Bayındırlık bakanlığına verilmiştir.

Burada 1966 yılında Forum Dergisinin 1966 yılında yayınlanan 302, 303, 304, 305,306, 307 sayılarında dönemin Bayındırlık Bakanlığı İmar İşleri daire reisi Sadettin Tuğrul Cemaligil’in yazdığı “Eğitim Sorunlarımız” başlıklı seri yazıları 1960’lar Türkiyesi’nin  ilk, orta, lise ve yüksek öğrenim seviyelerindeki okullaşma profilini sunmaktadır. Bu yazılardan ilköğretim okullaşması ile ilgili iki tabloyu aşağıda veriyorum.  1963 – 1967 yılları ilkokullarının derslik sayılarına göre düzenlenmiş tablolar. Tablo-1’de görüldüğü gibi söz konusu döneme ait ilkokulların ortalama derslik sayısı 2.37 – 2,43 aralığında.

Tablo -1: 1963-1967 yıllarına ait ilkokul sayısı, derslik sayısı, öğretmen ve öğrenci sayıları 

Ders yılı İlkokul sayısı derslik sayısı öğretmen sayısı öğrenci sayısı                                                                

-1963-1964 27.829  66.143  80.831 3.622.340

1964 – 1965 29.444 70.217 85.437 3.830.281

1965 – 1966 30.681 74.056 90.471 4.000.068

1966 – 1967 32.000 78.000(tah 98.000 4.250.000                                           

Tablo- 2’de 1960 yılındaki derslik sayılarına göre ilkokullar listesi : 1 derslikli okul sayısı 1353, 2derslikli okul sayısı 690,3 derslikli okul sayısı 919, 4 derslikli okul sayısı 970, 5 derslikli okul sayısı 17.843, toplam okul sayısı 21.775, toplam derslik sayısı 98.345.

Tablo-2, 1960 yılına ait ilkokulların sayılarını ve derslik sayılarını vermektedir. Son rakam  (Toplam derslik sayısı ) tarafımızdan hesaplanarak bulunmuştur. Bu sayı Tablo -1’ deki sayılarla çelişik gibi gözüküyor.  Sanırım dönemin istatistik verilerinin yetersizliğinden, farklı kurumların verilerine dayanmasından kaynaklanmaktadır. Yazar da; yazısında, dönem istatistiklerinin uyumsuzluğundan ve yetersizliğinden şikayet ediyor. Farklı veriler de olsa şu gerçek açıkça görülüyor: 1940’lı, 50’li, 60’lı yıllarda yapılan köy ilkokullarının bir çoğu, zorunlu okulöncesi eğitimin uygulanabilmesi  ve 8 yıllık kesintisiz temel  ilköğretim programının uygulanmasına fiziken müsait değildir. Örneğin, ben ilkokulu 2 derslikli bir okulda okudum (1953-58).  İlk üç sınıf bir derslikte, son iki sınıf diğer derslikte okuyordu, tek öğretmenimiz vardı ve şu anda kapalı. Sonuç olarak yeni tip okullara, yeni bir okullaşma modeline ihtiyaç vardır. Aynı zamanda bu proje kırsal kesimdeki sosyo-ekonomik hayatın yeniden canlandırılması projesi ile eşgüdümlü olarak yürütülmelidir. Moda deyimle entegre bir proje olmalıdır. Çünkü okulsuz köy insansızlaşıyor, insansız köy okulsuzlaşıyor.        

  İnsanların köylerini terk edip şehirlere göç etmelerinin nedenleri bellidir.  Sırasıyla bunlar EKONOMİK NEDENLER, EĞİTİM VE SAĞLIK HİZMETLERİne erişim ve GÜVENLİK ihtiyacıdır. Eğitim, sağlık, güvenlik gibi  kamusal hizmetler, köylerin kolay erişebileceği  noktalara götürülürse,  ekonomik teşvikler ve teknik destek de verilirse genç nüfusun boşalan köylere dönmesi sağlanabilir. Elimizde iki önemli deneyim birikimi var. Birincisi yukarda belirttiğimiz ve halen de yürürlükte olan 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun uygulamalarından  edindiğimiz deneyim birikimi. Diğeri de   1970’lerde CHP programlarında dile getirilen, 1999’da kurulan Anasol Hükümeti başbakanı  Bülent Ecevit’in pilot uygulamalarını başlattığı ama devamı getirilemeyen KÖYKENT PROJESİ. Değişen sosyo-ekonomik koşulları da dikkate alarak bu iki deneyim birikiminin sentezi olan KÖYKENT SİTESİ modeli  içinde bu hizmetler ile ekonomik destekler ve teşvikler birleştirilerek verilirse, çevresindeki köyleri bir çekim merkezi haline getirebilir. Örneğin; 3- 5 köyün merkezi bir bölgesinde veya köylerden uygun birinde  kurulacak aşağıda belirtilen kamusal hizmet  ünitelerinden  oluşacak KÖYKENT SİTESİ (KÖYKENT MAHALLESİ veya KÖYKENT KAMU HİZMETLERİ MAHALLESİ gibi isimler de verilebilir) hizmet verdiği köyleri çekim merkezi haline getirebilir. Tarihimizde uygulaması olan BUCAK yönetim birimi yeniden yürürlüğe konulabilir.

KÖYKENT SİTESİNDE KURULMASI ÖNGÖRÜLEN KAMUSAL HİZMET ÜNİTELERİ:

-Temel eğitim okulu (Ana sınıfı + 8 yıllık Temel ilköğretim ). Her köyden ortalama yarım saatte erişilebilir mesafede kurulmalıdır.

-sağlık ocağı veya aile hekimliği (doktorlar , hemşireler, ilk yardım personeli, malzeme ve donanımları, ambulans …)

-jandarma veya polis karakolu

-Tarım Bakanlığının il / ilçe tarım müdürlüklerine bağlı, tarımsal teknik destek mühendislik bürosu, (Bugün 15000’in üzerinde işsiz veya meslek dışı alanlarda çalışan ziraat mühendisimiz var. öğretmenlere arıcılık, hayvancılık, bağcılık , bahçecilik öğretmemize gerek yok, onlar pedagoji, psikoloji alanlarında ve branşlarında yetkinleşsinler. ),

- Eğitim, sağlık, güvenlik ve diğer kamu görevlileri için lojmanlar, 

- Kırsal Kalkınma Kooperatifi  ve kooperatife ait sosyal bina ( Kooperatif yönetim ofisi, kooperatifin işleteceği market, kafe, mütevazi bir kütüphane-okuma - konferans – gösteri salonu;  yani butik tarzda mütevazi bir kültür merkezi ). Bugün yaşı ilerlemiş aydınlarımızdan birçok kişi kitaplarını güvenle verebilecekleri  kurumlar arıyorlar,

– Spor salonu ve/veya sahası,

 - Çocuk ve yetişkin parkı,

- Mescit veya makul büyüklükte cami ve/veya cem evi ,

- Diğer, yerel özelliklere bağlı gereksinmeleri  karşılayacak yapılar,

- Yörenin doğası ile uyumlu bir ağaçlandırma peyzaj. Bu da önemli, okulları şehirlerdeki okullardan daha cazip hale getirebilir. Köylere dönüşü teşvik edici bir faktör  olur.    

Prensip olarak, köylerin dışında kurulan köykent sitelerinin çevresinde başka yapılaşmaya müsaade edilmemelidir. Köylüler köylerindeki evlerinde;  tarlalarının, bahçe ve bostanlarının, ağıllarının, ahırlarının başında yaşamalı ve çalışmalıdır.

Köykent sitesinde görev alacak kamu çalışanları, rızaları ile sitenin lojmanlarında oturmayı  ve çocuklarını sitenin okulunda okutmayı kabul etmelidir.  Sitede çalışmayı bu koşullarda cazip hale getirecek teşvik ve destekler verilmeli . Örneğin lojman kirası alınmaması gibi. Köylere genç nüfus dönüşleri zamanla gerçekleşecektir. Okulların sosyal görüntüsü de köyleri  çekici hale getirecektir. Bazı bölgelerde, muhtemelen okulun ilk öğrencileri kamu görevlilerinin çocukları olacaktır.

Biz bunları düşünüyor, tasarlıyor ve masa başında yazıp çiziyoruz da gerçek hayat buna nasıl tepki verecek, ne cevap verecek ?? Esas can alıcı soru bu.

Bu projenin çok önemli iki temel amacı var. Birincisi, temel eğitimin kalitesini çağdaş uygarlık seviyesine taşımak, çocuklarımızın en kritik gelişim çağında; onlara sağlıklı bir gelişim ve eğitim ortamı sağlamak, en az zaman ve enerji harcayarak okula erişimlerini sağlamaktır. İkincisi de kırsal kesimde genç nüfusunu kaybeden köylerimize, genç nüfusu çekmek, köylerimizde sosyo-ekonomik hayatı, tarımsal üretim kültürünü yeniden canlandırmak ve kır – kent nüfus dağılımını optimum bir demografik dengeye oturtmaktır. Bu iki amaç birbirinin varoluş nedeni ve sonucudur. Temel eğitim okulu ve diğer kamusal hizmetlere erişimde zorluk yaşayan köylere genç nüfusu çekemeyiz. Genç nüfusu olmayan köylerde kuracağımız okulların sürdürülebilirliği olmayacaktır. Bu iki amacın gerçekleştirilmesinin ülkemize kazandıracağı ekonomik, sosyal, kültürel zenginlik bunların sağlayacağı ulusal kalkınma ve güvenlik potansiyeli herkesçe tartışmasız kabul edilecek gerçekliklerdir. Asıl sorun uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği nasıl olacaktır?

Bu projenin uygulanabilirliğinin ve sürdürülebilirliğinin gerek ve yeter koşullarını şöyle sıralayabiliriz.

1-      Kurumsal sahiplenme.  Devletin, parlamentonun, hükümetin, ilgili bakanlıkların (MEB. Tarım-Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri bakanlığı, Ticaret bakanlığı …vs.) ve yerel yönetimlerin enerjik bir şekilde sahip çıkması, işin başlangıç enerjisi olacaktır. Bunun için de bu kurumları yöneten ve yönetmeye aday siyasi partilerin sahiplenmesi birinci derecede ö nemli faktördür.

2-       Toplumsal sahiplenme .  Kentlerdeki köy kökenli genç nüfusun projeyi benimsemesi, ikinci önemli başarı etkeni olacaktır. Boşalan köylere yeni genç nüfusun dönüşü ile köylerde sosyo-ekonomik yaşam ve tarımsal üretim kültür yeniden canlanacak, açılan okulların yaşam kaynağı olacaktır. Bu gerçekleşmezse, proje anlamsız hale gelecektir.

3-      Eğitim camiasının sahiplenmesi: Bu projeyi hayata uygulayacak olan eğitim emekçilerinin sahiplenmesi, başarı şartlarından biridir. Hem uygulama hem de projenin kamuoyuna  tanıtımında etkin rolleri olacaktır.

4-      Ulusal kamuoyunun sahiplenmesi ve politik karar mekanizmalarının sürekliliği. Projenin ulusal bir dava, partiler üstü bir dava olması için hayatın her alanında her türlü iletişim aracı kullanılarak, tanıtım kampanyaları  yürütülmeli, başarılı örnekler tanıtılmalı, kırsal kesimde gerçekleşecek ve/veya gerçekleşen yaşam kalitesi her fırsatta vurgulanmalıdır. Bu suretle politik karar mercilerindeki değişimlerden projenin olumsuz etkilenmesi kamuoyu baskısı ile engellenmelidir. Başarının gerek şartlarından biri de, projeyi sahiplenmenin sürekliliğidir. Projenin anayasal koruma altına alınması da süreklilik için bir araç olabilir. Çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel, psikolojik gelişimlerinin, bilimin öngördüğü, yasayla belirlenen koşullarda, devlet tarafından sağlanması, BM uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine  dayanan bir TEMEL İNSAN HAKKI olarak, anayasal teminat altına alınması gündeme alınmalıdır.

6-      Atılacak ilk adım da projenin başarısı  ve sürekliliği için önemli faktörlerden biridir.  Bu tür çok sayıda kurumun katkı ve katılımlarını gerektiren,  geniş kitleleri ilgilendiren çok yönlü (sosyal, ekonomik, kültürel, sağlık, güvenlik ) projelerin hayata geçirilmesi çok zordur ve başarı garantisini kimse veremez. O nedenle bu nitelikteki projeler önce pilot uygulamalarla başlatılır. Bu uygulamalarda elde edilen veriler dikkate alınarak, projenin devamına ilişkin kararlar verilir. Bizim eğitim tarihimizdeki KÖY ENSTİTÜLERİ uygulaması böyle başlamıştır. 1937’de iki örnek , İzmir Kızılçullu ve Eskişehir Çifteler Köy öğretmen okullarında pilot uygulama başlamıştır. Bu uygulamalarda, devletin ve ilgili kurumların sahiplenme kararlılığı, köylülerimizin projeyi sahiplenmesi, ilgi ve katılımı ile başarılı örnekler olunca, 1940’da Köy Enstitüleri Yasası çıkarılarak bütün ülkede yaygınlaştırılmaya başlanmış, toplam 21 enstitü kurulmuştur. Devamını eğitim tarihimizle ilgilenen herkes biliyor, burada bilinenleri tekrarlamaya gerek yok. Ancak şunu vurgulamakta yarar var; köy enstitülerinin kapatılması, yukarda 4. Maddede zikrettiğimiz, politik karar mekanizmalarının sürekliliğinin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu gösteren olumsuz bir tarihsel örnek olarak ders alınması gereken deneyimdir.

7-      NASIL VE NEREDEN BAŞLAMALI ?:

Tüm kurumsal yapıların ve toplumsal  tarafların projeyi sahiplenmesi için; başta eğitim camiası olmak üzere, genel kamuoyunun projeye sahip çıkması buna bağlı olarak yönetici siyasi otorite merkezi olan ve/veya olacak olan siyasi partilerin sahiplenmesi olmazsa olmaz   şarttır. Önce başta eğitim camiası olmak üzere ilgili kurumsal ve sosyal tarafların uzmanları, akademisyenleri tarafından proje enine boyuna ele alınmalı, projenin eğitim hayatımıza katacağı değer, ekonomik, sosyal, kültürel katkıları, uygulama seçenekleri, sürdürülebilirliği tartışılmalı nihai bir model olarak kamuoyuna sunulmalıdır. Konferanslar, paneller, basılı ve görsel yayınlar, kamuoyu yoklamaları, özellikle kentlerdeki köy kökenli gençler üzerinde bilgilendirme ve eğilim yoklamaları yaparak, şehirlerdeki hemşeri dernekleri ile de işbirliği sağlanarak, projeyi her türlü iletişim kanalını kullanarak topluma ve siyasi partilere tanıtmak, siyasi karar mercilerinin programlarına, seçim bildirgelerine almalarını sağlamak, en önemli bir aşama olacaktır. Yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modelinde, parti hükümeti olmasa da gerek partili Cumhurbaşkanı modeli, gerek geçmişten gelen Parlamenter hükümet geleneği nedeniyle siyasi partilerin cumhurbaşkanı belirlemede etkinlikleri devam ediyor. Siyasi iktidar otoritesinin sahiplenmesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi başlıyor.

Yeterli kamuoyu desteği ve bunun sonucu yeterli siyasi iradenin tecellisi ile projenin Hükümet  programına girmesi işin en önemli aşamasıdır. Bundan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi başlar. Projenin sosyal, ekonomik, kültürel, demografik, coğrafi özelliklere göre; ilgili tüm kurumsal yapıların, sosyal tarafların, eğitimcilerin, ekonomistlerin, sosyologların katlımı ile MEB’in organize edeceği bir Milli Eğitim Şurası ile uygulama planları ve detayları enine boyuna değerlendirilmelidir.

Yukarda ifade ettiğimiz gibi işe önce pilot uygulamalarla başlamak gerekir. Türkiye’nin değişik karakteristik yöreleri belirlenerek 20-30 yörede Köykent siteleri kurulmalıdır. Projeyi toplumun ilgili kesimlerinin sahiplenmesi için ilk uygulamaların başarılı olması çok önemlidir. O nedenle; ön araştırmalarla, kamuoyu yoklamaları ile yer tespiti yapılmalı çevre köylerin sahiplenmesi, özellikle köylerin kentlerdeki genç nüfusunun, hemşeri derneklerinin sahiplenmede göstereceği istek ve duyarlılık ölçülerek yer seçimi yapılmalıdır.

Kırsal kesimdeki köylerin demografik yapısı da farklı. Issızlaşmamış, sosyo ekonomik hayatın canlı olduğu, Temel Eğitim okuluna anlamlı sayıda öğrenci ( ana sınıfı + temel ilköğretim )  verebilecek köyler (meskun köyler) var. Bu köylerde okullar faaldir ve fiziki yapıları da yeni modele cevap verebilir veya bazı tadilat ve ilavelere yeni  ihtiyaca cevap verecek hale getirilebilir. Köykent sitesi bu  özelliklere sahip köylerin içine kurulabilir. Yakın çevresindeki ıssızlaşmış köylerin (metruk köyler)  eğitim, sağlık ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli yapılanma ve ulaşım ve iletişim ağı kurulabilir.

Issızlaşmış (metruk)köylerin bulunduğu bölgelerde daha farklı bir yerleşim modeli uygulamak gerekecektir. 3-5 köyün, kolay ve kısa yolla erişebileceği, meskun olmayan merkezi bir bölgedeki kamu arazilerinde Köykent sitesi kurmak; uygulama hızını arttırır. Meskun yerlerde kurmak, iki bakımdan işi zorlaştırır. Birincisi tapulu arazilerde istimlak sorunu kaynaklı mevzuat engelleri çıkar. İkincisi de komşu köyler arasında oldum olası bir rekabet, kıskançlık duyguları vardır. Köylerden birinin içinde kurmaya teşebbüs edilirse her köy, Köykent sitesinin kendi köyünde olmasını ister. Ayrıca köylerdeki üretim yapılan veya yapılacak olan tarım arazilerini kullanmamak gerekir. Yeni okullaşma modelinin bir amacı da kırsal kesimde tarımsal üretim kültürünü yeniden ayağa kaldırmaktır. Tarım arazilerini de korumak gerekir. Köykent sitesinin kurulumuna eşzamanlı olarak ilgili köyler ile Köykent sitesi arasındaki ulaşımı minimum zaman aralığına indirecek karayolu ağı ile su, enerji ve iletişim alt yapısı inşa edilmelidir.

Bir Afrika atasözü “ taşı delen suyun kuvveti değil damlaların sürekliliğidir.  diyor. Maalesef ülkemizde çok partili hayata geçeli beri orta ve uzun vadeli planlar uygulanamamaktadır. Tarihimizde hakkıyla uygulanan tek plan, tek parti döneminin 1932 – 1937 Birinci Beş Yıllık sanayileşme planıdır. İkinci beş yıllık sanayileşme planı da hazırlanmış ancak İkinci Dünya Savaşı nedeniyle uygulamaya geçilememiştir. 1960 sonrası Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurulmuş ve çok kapsamlı beşer yıllık planlar hazırlanmıştır. Ancak bu planların ömürleri birer seçim dönemi ( 4 yıl)  bile sürmemiştir. Gelecek seçimler yaklaştıkça plan hedefleri kısa vadeli oy hesaplarına kurban edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yıkılan, harabeye dönen Almanya’yı , Japonya’yı ayağa kaldıran, onları birer süper güç haline getiren baş etken uzun vadeli plan disiplini ile çalışmalarıdır. Keza savaş sonrası dönemde Türkiye’den çok geri bir sosyo- ekonomik miras devralan, üstelik yabancı işgali ve iç savaş yıkımı yaşayan Güney Kore, Çin Halk Cumhuriyeti de gene plan disiplini ile çalışarak bizi sollamışlar, en gelişmiş ülkeler ligine yükselmişler, süper güç haline gelmişlerdir. Önerdiğimiz TEMEL EĞİTİMDE YENİ OKULLAŞMA MODELİ de ancak ulusal bir mutabakata ve ulusal mutabakata dayalı uzun vadeli planlama disiplini ile çalışarak başarıya ulaşabilir. Plan ve planlama her eve lazım. Devlete lazım, devletin kurumlarına lazım, siyasi partilere, sivile lazım, askere lazım, şirketlere, sendikalara, ailelere lazım, velhasıl her eve lazım. Eğitime ve böylesine geniş kapsamlı bir eğitim projesine hepsinden çok daha fazla lazım.

AHMET AKKÜÇÜK / İstanbul , 14.04 2022

EK OKUMA PARÇALARI :                                       

Ek-1 : Prof. Dr. Selçuk Şirin’in “ YETİŞİN ÇOCUKLAR  / Bebeklikten Ergenliğe Çocuk Yetiştirme Klavuzu” kitabından alıntı.

“Bebeklikten ergenliğe gelişim

                Çocuk yetiştirmenin detaylarına girmeden önce çocuk gelişimine dair genel bir bilimsel çerçeve çizmek istiyorum. Çocuk yetiştirme dediğimizde aslında birbirini destekleyen üç farklı gelişim alanında çocuklarımıza destek olmaktan bahsediyoruz: Fiziksel gelişim, zihinsel ( ya da bilişsel ) gelişim ve sosyal – duygusal gelişim. Çocuk yetiştirme, bir yetişkinlerin tutum, eylem ve inançlarının tamamını kapsıyor.  Anne , baba ya da eğitimci olarak bu üç alanda çocuklarımızın sağlıklı, başarılı ve mutlu birer birey olması için çaba harcıyoruz. Şimdi gelin bu alanları tek tek gözden geçirelim.

                “Fiziki gelişim” adı üstünde çocuğun fiziksel olarak sağlıklı bir şekilde doğum öncesinden başlayarak gelişimini kapsıyor. Genetik etkenler burada ciddi rol oynuyor, ama çevresel faktörler de belirleyici. Çevrenin etkisi doğum öncesi dönemde annenin huzuru ve sağlığından başlıyor. Doğumla birlikte beslenme alışkanlıklarının etkisinin yanına çocuğun ihtiyaç halinde sağlık hizmetlerine ulaşma durumu da onun fiziksel gelişimini etkiliyor. Özellikle çocukların fiziksel gelişim sürecinde olası gecikmelerin zamanında fark edilerek uzman müdahalesinin yapılması önemli. Bu anlamada okulöncesi dönemde düzenli doktor ziyareti ve aşı takviminin takip edilmesi ve aynı şekilde ergenliğe geçiş döneminde çocukların doğru yönlendirilmesi bu alanda ebeveynlere düşen en önemli görevler. Ayrıca fiziksel gelişim bakımından son yıllarda en çok gündeme gelen konuların başında obezite yer alıyor. Bu yüzden anne babalara ve eğitimcilere sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşta kazanılması ve aynı şekilde düzenli fiziksel aktivite için fırsatlar verilmesi ve teşvikler yapılması kritik bir öneme sahip.  

                Zihinsel ya da daha akademik şekilde söylersem bilişsel (cognitive ) gelişim, hem beyin gelişimini hem de bilişsel, yani algı ve bilgi işlem becerilerini kapsıyor. Okula hazırlıktan akademik başarıya ve oradan yetişkin yaşamında ekonomik ve sosyal konuma kadar pek çok alanda derin sonuçları olan bir gelişim kategorisinden söz ediyorum. Pek çok gelişim alanı gibi zihinsel gelişimin kritik evresi de “okulöncesi dönem” yani kabaca 0-6 yaşa arası dönemdir. Hatta yan sayfadaki grafikten de göreceğiniz gibi beyin gelişimin yüzde 90’ı ilk üç yılda tamamlanıyor. Başka hiçbir gelişim döneminde bu dönemde olduğu kadar hayati öneme sahip zihinsel gelişim gerçekleşmiyor. Son yıllarda bilimsel araştırma tekniklerindeki ilerlemeler sayesinde öğreniyoruz  ki bizim sonraki yıllarda fark ettiğimiz pek çok zihin sel beceri bu ilk yıllarda ortaya çıkıyor. Zihinsel gelişimi önemli kılan sebeplerin başında elbette okulda başarı geliyor. Zira okulöncesi dönemde zihinsel gelişim doğru bir şekilde desteklenmiş bir çocuk okula daha hazır geliyor. Okula daha hazır gelen çocuk eğitim hayatını başarı ile yürütüyor ve modern dünyada yetişkinler açılan pek çok fırsata ulaşma hakkı kazanıyor.