Gazi bu ülkeyi parlamenter sistemle mi yönetmişti?

Yılmaz ÖZDİL


Asrın liderimiz, Meclis çatısı altında konuştu.

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden rahatsız olanlar var, biliyorum. Bu sistem bizim geleneğimize ters bir yapı diyorlar. Acaba Gazi, parlamenter sistemle mi yönetmişti bu ülkeyi?” diye sordu.

Akp milletvekilleri alkışladı.


Birincisi, evet, bu sistem bizim geleneğimize ters bir yapıdır.

Bunu söyleyen de bizzat asrın liderimizdir.

1993 yılında Erbakan ın yanında siyaset yaparken, bizzat kendi ağzıyla “başkanlık sistemi bir özentinin sonucudur, Amerikan emperyalizminin bize tavsiyesidir” diyen, kendisidir.


İkincisi, evet, Atatürk bu ülkeyi parlamenter sistemle yönetti.


Meclis binasının pencerelerinde cam yoktu, çatısında kiremit yoktu, iç sıvası bile yapılmamıştı, elektrik yoktu.

Başkanlık kürsüsünün arkasındaki duvarda yarık vardı, soğuk giriyordu, Ali Fuat paşa nın seccadesi oraya çivilenmişti.

Bir okuldan sıralar getirilmişti, soba kurulmuştu, kahvelerden toplanan gaz lambaları tavandan sarkıtılmıştı.

Ankara da kiralık ev yoktu, zaten para da yoktu, milletvekilleri öğretmen okulunda 25 kişilik koğuşlar halinde kalıyorlardı, karyolalar yetmemişti, yer yataklarını bitiştirip yatıyorlardı, battaniye benzeri örtü ayarlayıp açık arazide, çayırlarda, ağaç altlarında yatanlar bile vardı, çoğu sıtmaya yakalandı.

Yemek ciddi sorundu, adam başı 55 er kuruş toplayıp, tabldot sistemi kurmuşlardı, bakkalın manavın malına çökmüyorlardı, veresiye talep etmiyorlardı, parasını ödemeden ekmek bile almıyorlardı.

Meclis tutanakları dilekçe kağıtlarının arkasına yazılıyordu, hatta kese kağıtlarına bile yazılıyordu.

Milletvekillerinin çoğu fiilen cephede vuruşuyordu, şimdiki gibi “bedelli asker milletvekili” yoktu!


Mustafa Kemal her zaman, kapıdan girince sol tarafta Diyap ağa nın yanına otururdu.

Önünde daima bir defter, elinde bir kurşun kalem olurdu, kürsüde dile getirilenleri not alırdı.

Konuşmak için söz istediğinde kaleminin tersiyle sıraya üç defa vururdu.


Tek tip düşünce yoktu.

Biat yoktu.

Meclis, Mustafa Kemal i sevenlerden çok, sevmeyenlerden oluşuyordu, kıyasıya fikir mücadelesi verilirdi.


Kavgalar çıkardı.

Hatta bir gün… Resmi nikah için tıbbi muayene şartı tartışılıyordu, gelin ve damat adaylarının mutlaka doktor kontrolünden geçirilmesi önerilmişti, muhalif bağnaz grup “kızlarımızı muayeneden geçirtmeyiz” diye bağırıyordu.

Mustafa Kemal tıbbi muayene önerisini desteklemek için kürsüdeydi, konuşma yapıyordu.

İlk günden beri Mustafa Kemal e karşı olan Erzurum milletvekili Hüseyin Avni, kendini tutamadı, sobanın önünde yığınla duran odunlardan birini kaptı, kürsüye doğru hışımla fırlattı!

Zabıt katiplerinden Hamdi nin suratına denk geldi, dişleri kırıldı, adamcağız bayıldı.

Mustafa Kemal soğukkanlılığını kaybetmedi, bu çirkin saldırı hiç yaşanmamış gibi, bilimsel verilerle anlatmaya devam etti.

Hüseyin Avni utandı, Meclis ten özür diledi, sonra da oturdu, sustu.


Karşıt fikirlere engin hoşgörülüydü.

Muhalif bir milletvekilini kendisine şikayet ettiklerinde “namus kriteri”ni izah ediyordu…

“O mebusun muhalefetine katlanın, çünkü namuslu adamdır, diyelim ki onu bertaraf ettiniz, yerine hem muhalif hem namussuz biri geldi, ne yapacaksınız?” diye soruyordu.


Meclis te muhalefet olmasını özellikle teşvik ediyordu.

“Meclis i oyun olsun diye mi kurduk? Bilakis, fikir ve kanaatlerini açıkça söylesinler diye kurduk. Elbette tenkit edecekler, tenkit de vazifedir, niçin sinirleniyorsunuz, yoksa kendinizden emin değil misiniz, icraatınızda müdafaa edemeyeceğiniz noktalar mı var?” diyordu.


TBMM de az daha öldürülecekti!

Aralarında milletvekillerinin de bulunduğu suikast şebekesi, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf isimli tetikçileri İstanbul dan Ankara ya getirtmişti, ceplerine bol miktarda para konulmuş, Parabellum marka tabancalar verilmişti.

Tetikçiler misafir davetiyesiyle Meclis e girip, dinleyici sıralarında oturumları izliyormuş gibi görünürken, keşif yapıyorlardı.

Dinleyici sıralarından Gazi nin oturduğu yere olan mesafeyi ölçüyor, fırlatacakları bombaların etki alanını hesaplıyorlardı.

Silahlı pusu planı da yapmışlardı. Çankaya Köşkü nün etrafında, Mustafa Kemal in sık sık geldiği Ankara Kulübü nün etrafında, sürekli kullandığı güzergahlarda inceleme yaptılar. Saldırıdan sonra kaçıp saklanacakları çiftliği bile belirlemişlerdi.

Neyse ki kuvvacıların kulağı delikti…

Bu iki tuhaf kişinin habire Meclis e gelmeleri, bazı milletvekilleriyle fısır fısır konuşmaları, hep aynı milletvekillerinin evlerine girip çıkmaları şüphe uyandırdı. Gölge gibi takip başlatıldı.

Suikast şebekesi huylandı, baskın yiyeceklerini anladılar, planı iptal ettiler. Tetikçiler apar topar İstanbul a gönderildi.


(Aynı ekip altı yıl sonra İzmir de sahneye çıktı… Mustafa Kemal in içinde bulunduğu makam otomobiline İzmir Kemeraltı da bombalı saldırı planladılar, karşılıklı iki dükkandan bombaları atacaklar, üstüne çapraz ateş açacaklar, yan sokakta bekleyen otomobille Urla tarafına kaçıp, balıkçı motoruyla Sakız adasına geçeceklerdi. Gene beceremediler.)


Amerikalı gazeteci Clarence Streit, Public Ledger gazetesinin muhabiriydi, ki aslında, Amerikan ordusunun istihbarat elemanıydı.

Mustafa Kemal le direksiyon binasında röportaj yaptı, gözlemlerini detaylı rapor haline getirdi, gazetesinde haberleştirdi.

Aynen şu cümleleri kullandı…

“Diğer devlet başkanlarında gördüğümüz şaşaa ve merasimin hiçbiri Mustafa Kemal Paşa da yoktu.

Çok az insan beni bu kadar etkilemiştir.

İnsanların onun uğrunda ölmek isteyeceği tipte bir adam.

Samimi bir demokrat.

Batı ona diktatör gözüyle baktı, bu adamla karşılaşmak ve onu Ankara daki gündelik hayatın içinde görmek, diktatör iddiasının saçmalık olduğunu fark etmek için yeterlidir.

Meclis in yasalarına bağlı.

ABD Başkanı nın veto hakkına bile sahip değil.

Bütün gücünü demokratik temeller için kullanıyor.

Nasıl diktatör?

Ankara sokaklarında yalnız şekilde yürüyebiliyor, halkın arasında, rastlaştığıyla konuşuyor, şakalaşıyor.

Sakin bir özgüvene sahip, gücünün farkında ama kibirli değil.

Onunla görüştükten sonra yurttaşlarının ona neden bu kadar inandığını, sözlerinin neden bu kadar itibar gördüğünü anladım.”


O dönemde, Ankara dan Washington a gönderilen Amerikan istihbarat raporlarında, TBMM nin tek blok olmadığı, üç gruba ayrıldığı açıkça ifade ediliyordu.

Birinci grup, Mustafa Kemal e gönülden bağlı olan, Mustafa Kemal gibi düşünen kuvvacılardı.

İkinci grup, padişahın maşası, saltanatın devamını isteyenlerdi.

Üçüncü grup, aslında demokrasi ve padişahlık arasında herhangi bir tercihi olmayan, sadece maddi menfaat için mebus olanlardı.


1921… İngiliz hükümeti aracılar gönderdi, Anadolu direnişinden vazgeçmesi karşılığında, Mustafa Kemal e dilediği miktarda para ve İtalya da villa teklif etti.

1923… Şubat ayıydı, henüz cumhuriyet ilan edilmemişti, padişahçı milletvekilleri TBMM başkanlığına önerge verdi, “memleketin yönetiminden uzaklaşması, bir kenara çekilmesi koşuluyla, Mustafa Kemal e özel bir saray tahsis edilmesini ve ayda 10 bin lira maaş bağlanmasını” teklif etti!

Mustafa Kemal acı acı gülümsedi…

Meclis teki padişahçı milletvekillerinin bu utanç verici teklifi, İngiliz hükümetinin iki yıl önceki teklifiyle birebir örtüşüyordu.


Lozan görüşmeleri devam ederken, aynı milletvekili grubu “seçim yasası teklifi” verdi.

Bu teklife göre “doğduğu şehir ülke sınırları dışında kalanlar ve göçmen olarak yerleştirildiği şehirde sürekli olarak beş yıl oturmamış olanlar milletvekili seçilemeyecek”ti.

Gayet açıktı…

Selanik artık ülke sınırları dışındaydı.

Kurtuluş Savaşı boyunca cepheden cepheye koştuğu için hiçbir şehirde beş yıl sürekli oturamamıştı.

Mustafa Kemal in milletvekili olması istenmiyordu.

Bizzat kurduğu TBMM den atılmak isteniyordu!

Bu ahlaksız teklif reddedildi ama, en başta Mustafa Kemal tüm kuvvacılar biliyordu ki, İngiliz zihniyeti TBMM deydi.


Mustafa Kemal in erkek kardeşi yoktu.

Ama, kardeşten öte arkadaşı vardı.

Nuri Conker.

Çocukluk arkadaşı, mahalle, okul, silah arkadaşıydı.

Annesi ve eşinden başka “Kemal” diye hitap edebilen tek kişiydi.

Can yoldaşıydı, sırdaşıydı.

Nuri siz sofraya oturmazdı.

Sadece Nuri nin nazını çekerdi.

Sadece Nuri nin sesini yükseltme imtiyazı vardı.

Zaten davudiydi, gümbür gümbür bağırırdı, çok kafası bozulduğunda masaya yumruğunu vura vura konuşurdu.

Hareket ordusu, Trablusgarp, Çanakkale, Muş cephesi, Kurtuluş Savaşı… Mustafa Kemal nerede, Nuri oradaydı.

Paşa olabilirdi.

Bakan olabilirdi.

Başbakan olabilirdi.

TBMM başkanı olabilirdi.

İstemedi.

Teklif bile etmedi.

Arkadaş kalmayı tercih etti.

Arkadaşlığını hiç suistimal etmedi.


Mustafa Kemal, kızkardeşini milletvekili yapabilirdi, yapmadı.


Kızkardeşi Makbule, 1935 yılında ikinci defa evlendi, Edirne milletvekili Mecdi Boysan la nikahlandı.

Düğün yapılmadı.

Nikah fotoğrafları basında yeralmadı.

Mecdi Boysan ın İstanbul Mecidiyeköy de fabrikası vardı, Makbule yle evlenir evlenmez müteahhitliğe başladı, dikkat çekici hızla zenginleşiyordu.

Mustafa Kemal in kulağına tatsız laflar geliyordu.

Bir akşam sofradayken maliye bakanı Abdülhalik Renda yı hemen yanındaki sandalyeye oturttu, “ne yapıp yap, bizim enişteye iltimas geçilmesine mani ol, benim namıma iş yaptığı zannedilebilir, kendisinin öyle niyeti olmasa bile öyle zannederler” dedi.

Lisanı münasiple “defterini dür” demişti!

Çok geçmeden fabrika kapandı.

Mecdi Boysan ın iflas ettiği duyuldu.

1939 da milletvekilliği sona erdi.

Aynı yıl boşandılar.


Mustafa Kemal, manevi çocuklarını milletvekili yapmadı.

“Politikaya girmeyeceksiniz” diye vasiyeti vardı.

Rahmetli olduktan sonra, siyasi partiler manevi çocuklarına teklif üstüne teklif götürdü, CHP dahil, her defasında “hayır” cevabı aldılar.


Mustafa Kemal, akrabalarını milletvekili yapmadı.

Baba tarafından akrabaları, amcasının çocukları İstanbul da yaşıyordu, onca işinin arasında kuzenlerini ihmal etmezdi, hepsiyle yakından ilgilenirdi, ihtiyaçları olursa, Makbule üzerinden haberdar olurdu, nişanlarını yaptırdı, düğünlerini yaptırdı, davetiyelerini bile bizzat hazırlattı. Hiçbirini milletvekili yapmadı.

Mustafa Kemal in akrabaları, Mustafa Kemal e yaraşır bir hayat sürdüler. Ne menfaat talep ettiler, ne şöhret gayreti sarfettiler.

Son derece mütevazı, sıradan yurttaşlar olarak yaşadılar.

Dördüncü beşinci kuşaklar da bugün aynı böyle devam ediyorlar.


“Liyakat aşığıyım” diyen Mustafa Kemal, asla adam kayırmazdı.

Asla torpil yapmazdı.

Yağcılıktan, yalakalıktan, dalkavukluktan tiksinirdi.

“Hayatta en kötü şey riyakarlıktır” diyordu.


Dürüst cevapları seviyordu.

“Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz, felaket veya saadet getirsin, iyi veya fena olsun, daima hakikatten ayrılmayacağız” diyordu.

“Hakikatin ta gözünün içine bakmak lazımdır” diyordu.


Methedilmekten hoşlanmazdı, konuyu değiştirirdi.

Sırıta sırıta pohpohlayanları çevresinden uzaklaştırırdı.

“Şunu yanıma sokmayın, fena muamele yaparım” diye uyarırdı.


1923… Bazı işgüzar milletvekilleri, vatana hizmetinden ötürü para ödülü vermeye kalkıştı.

“Hidemat-ı vataniyesine mükafaten Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine bir milyon lira ihdas edilmiştir” diye kanun teklifi bile hazırlandı. İmzaya açıldı.

Mustafa Kemal in haberi oldu…

“Küstahlık etmişler, ayıptır” dedi.

Söz konusu kanun teklifini getirtti, bizzat yırttı attı.


Yalakalığından sıkıldığı kişiler için çok çarpıcı bir benzetme yapıyordu.

“Çöp tenekesine her türlü süprüntüler konur, ne kadar boşaltsanız da, dibinde yapışık bir şeyler kalır, işte bunlar o şeylerdendir” diyordu.


1928-1933 yılları arasında Ankara da bulunan Fransa büyükelçisi Charles de Chambrun “mütevazı lideri” şöyle tarif etmişti:

“Mustafa Kemal hükümdar, halife, diktatör olabilirdi. Fakat büyük adam olmak için parlak unvanlara ihtiyacı yoktu. Hiç şüphesiz tahta çıkabilirdi, basireti buna mani oldu. Kibirsizdi. Gösterişi sevmez, övünmesini bilmezdi. İhtiraslarını tahdit etmesini biliyordu. Hergün biraz daha filozoflaşıyor, halk arasında kıymeti artıyordu. Orijinal adamdı.”


1932-1933 yılları arasında Ankara da görev yapan ABD büyükelçisi Charles Sherrill “muhalefete hoşgörü”sünü şöyle anlatıyordu:

“Mustafa Kemal akıl, mantık, hakkaniyetle hareket ediyordu. Fikirlerine iştirak etmediğiniz zaman, bu ayrılığınızın sebeplerini araştırıyordu. Sizi, kendisinden başka türlü düşündüren şeyi öğrenmek istiyordu.”


Mustafa Kemal, menfaat odaklı yandaşları sevmezdi.

Hem özel yaşamında, hem TBMM de kendisinden uzak tutardı.

“Bana muhalif olanlara bir şey diyemem, bunlar kendi görüş ve düşüncelerinde serbesttirler, hatta böylelerini takdir bile ederim. Fakat hiçbir fikre dayanmayarak, beni seven halka karşı güya benimle berabermiş gibi göstermeye kalkanların ikiyüzlü siyasetlerine müsamaha gösteremem” diyordu.


“Birbirimizi tenkit etmekte yalnızca fayda vardır.

Bundan asla zarar gelmez.

Fakat aksinden çok zarar görüleceği tecrübelerle sabittir” diyordu.


Evet…


11/7/2019
Okuma Sayısı : 74


Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar

Yazarın Diğer Yazıları

Ateşkes yaparak destan yazdık (192)
Mektup (59)
Şam a namaz kılmaya gidecektik şamar oğlanı olduk (48)
Neslican... (224)
90 kilometre... (207)
Filenin Sultanları (355)
30 Ağustos ta kaybetseydik… (239)
Ibretin tekerrürü (125)
Milli teyyaredan tırışkadan teyyareye (262)
Kayyum (134)
Yılmaz Ozdil den müthiş bir yazı daha (287)
Ali Babacan... (237)
Merkez Bankası (208)
Ayet-el kursi diyeti (183)
Libya da neler oluyor falan.... (174)
Mursi şehit öyle mı? (225)
Binalici Itfaiyeci Ekremcinin Evini Söndürmeyecek mı? (204)
Telgrafın telleri (520)
Atatürk "şeytan dostu" öyle mı? (457)
Achtung (444)
Iş yeni başlıyor. (316)
Hepimiz Mansur Yavaş ız (255)
Feministler ezanı ıslıkladı mı? (492)
Akp de Şakül Kayması (285)
Yılmaz Ozdil den müthiş tarihi röportaj @ (425)
Asrın liderimiz "bu kafa" sayesinde dünyanın en şanslı lideridir (395)
Seçimin hal i (296)
Ümit (491)
1881 (559)
Kanser (576)
Halk Arenası! (398)
Sinyalizasyon yok mu? (510)
Asrın liderimiz ağzından kaçırdı (502)
Af orizmalar (587)
Ismet aslında Kaliforniyalıydı (715)
Şarbon (555)
Kredi notumuzu düşürenler şerefsizdir (491)
Al sana tren! (616)
Bedelinin bedeli ağırdır (613)
Dokuz defa kaybetti koltuğu bırakmıyor… “Koltuk sevdasına tutulanların bizim partide yeri yok” diyor (745)
Seçimin sonucunu açıklıyorum… Çoktan kazandık. (488)
World cup (649)
Tek adama karşı tek kollu adam! (715)
Tamam (800)
Kurnaz zannettiğin aslında salağın önde gidenidir (836)
Cumhurbaşkanı adayımı açıklıyorum (703)
Atı alıp Üsküdar’ı geçtikten sonra işte bunlar oldu… (1161)
Deizm (810)
Üniversitede katliam (548)
Aydın Doğan (700)
Çiftlikbank (868)
Ittifak (769)
Şeytan üçgeni (1035)
Sefer görev emri (1038)
Şerefiz robot (943)
Kaybedenler klübü (680)
Türk Tabipler Birliği (760)
Ümit (785)
Bir Dilek tut (709)
Evine tekrar hosgeldin usta (793)
Bi-linç (876)
Talih Kuşu haram öyle mi? (776)
Tbmm başkanı (853)
Görürseniz şaşmayın , kapak da takar bunlar. .. (835)
Yerli otomobil (902)
Iyi (908)
Teflon millet (767)
Re vize (812)
Dünya lideri (783)
Al sana Arakan (857)
Kol saati (831)
Yalaka şeytan (907)
Büyükerşen... (989)
ÜTÇ örgütü (850)
Adalet mitingine kaç kişi katıldı? (931)
Anadolu bozkırinda kendi başına açıp solan çiçekler. .. (875)
Bayram (861)
Yol arkadaşı (912)
Adalet (1034)
Katar (1125)
Zebra (1075)
Kırık kalpler durağı (932)
The film (932)
Aynı tespihin peş peşe dizilen taneleri (1062)
Dümbeleği “çala çala” yoruldu bileklerim… (1041)
Sevr, nur, hira (1002)
Yeliz... (1232)
Kanı bozuklar öyle mi? (1097)
Mustafa Kemal’e hakaret ederken, Akp hükümetine Yunan diyen Akp’li! (1625)
Cımbız (1190)
Evetçi rektörler... Bilim insanı mi, saray imamı mı? (1832)
Referandumun kaderi ne olur? (1379)
Hiç adam rejimi (1231)
Reina (1316)
Bağışıklık -İmmün (1263)
Asansör Pasası (1291)
Çoban (1265)
Anıtkabir (1238)
Cumhuriyet, mucizedir (1392)
Edepli üniversite (1261)
İşte GATA gerçeği (1786)
İnönü’yle öbürü (1512)
Anıtkabir’e okey salonu da açın gençler de gelsin (1439)
Akp genel merkezine Atatürk posteri… (1472)
Domatesin çekirdeği (1340)
Darbenin elebaşı (1417)
Davos Fatihi (1386)
İftar top 10 (1429)
Kuzu Pirzola (1374)
Gençlik ve skor bayramı -14 Ocak 2012 (1478)
Laiklik kadındır (1590)
23 Nisan törenleri “şehitler var” diye iptal öyle mi? (1507)
Kızılay (1554)
Zagros (1815)
Mustafa Koç (1654)
Hasan Tahsin… Hasan Karakaya (1756)
2015 (1599)
M’usul usul (1826)
Oleg ve Nail (1834)
Guguk kuşu (1894)
Rus uçağını vururuz filan… (1865)
Kurban (1834)
Uyuyan bombalar uyusun da büyüsün diye, millete ninni söyleyenler kimdi? (1939)
Şerefsiz meselesi (1879)
Git dolaş gel açılırsın biraz (1940)
Canlı bomba (1869)
Kaybetme sanatı (1966)
The film… (1781)
Fetih (1967)
Minareler süngü kubbeler miğfer mercedesler zırhlı (1949)
19 mayıs (1975)
Şeref listesi (1941)
100 sene önce 100 sene sonra (2050)
Ko’medya (2100)
İki kadın milletvekili kendi kendini darp etti (1963)
Dans edeceğine bi fatiha oku… (1915)
Dolar’sa akp sayesinde boşalırsa başkaları yüzünden (2025)
Alo babacığım (2216)
Lale devri (2076)
Yiyin efendiler (2099)
Çocuk cehennemi (1943)
Al sana Osmanlı! (1955)
Med cezir (2042)
Eşek herif (1949)
Macellan müezzindi (2140)
Çuval (1992)
Dersim, Kerbela mı? (1934)
Ter­bi­ye­siz he­rif­ler (2151)
Şehit sanık (2051)
Hayvan oğlu hayvan gazi (2045)
Ermenek (1878)
Şehitler ölmez! (1972)
Validebağ (1915)
Syriana (2094)
Apo’ya villa (1940)
17/25 (2080)
23 cent (1998)
Süleyman Şah Türbesi (2048)
Alavere dalavere Türk Memet nöbete (2237)
Yılmaz Özdil’in yayınlanmayan yazısı: Başbakan kim olsun? (2483)
2010 hurmalar 2014 tırmalar (2208)
Verene vuruyor sevene sövüyor (2066)
Affedersin Ermeni (2207)
Milletin adamı (2197)
Serhat (3596)
Meğer, iki cihanda lekeli değilmişiz (2403)
Malvarlığı (2240)
Mağdur bin Ziyad (2088)
cumhurbaşbakanı (2335)
2 dakika 35 saniye 4 salise (2953)
Duy ama Işidme (2208)
Tanık (2240)
Ahududu şerbetiyle parmesanlı risotto (2401)
World Cup (2241)
Asrın lideri (2171)
Bayrak (2896)
TÜSİAD (2343)
Çatı adayını açıklıyorum (2369)
Yalova, Ağrı (2242)
Kahraman terörist! (2279)
O madende kaçak çalıştırılan taşeron işçi Ali, anlatıyor (2417)
Ocağı Yılmaz patlattı da diyebilirdi (2244)
Taşeron (2460)
Fıtrat (2296)
Çocuklarımın yüzüne bakamam (2220)
Höt zöt (2271)
Evlatlar günü (2226)
Yaşanmış kol saati hikâyesi (2254)
Kol saati (2434)
Adalet nöbeti (2301)
Sehven (2344)
Murat (2187)
Haşim Kılıç (2233)
Başbakan kim olur? (2386)
23 Nisan (2421)
Yatağan (2369)
Çankaya (2385)
Eküri (2173)
Harika çocuklardan sabıkalı çocuklara... (2179)
Haram yeme yumruk ye canın sağ olsun (2352)
Ulusal güvenlik (2411)
Kaset (2177)
İstikbilal savaşı (2371)
Twitter (2487)
Adnan Menderes (2244)
Bakara makara (2424)
Tarihçe (2281)
İstanbul’da bacıma saldırdılar İzmir’de bacı bana saldırdı (2226)
Masum suçlu suçlu masum (2447)
Firuze (2339)
Berkin (2362)
Tape kronolojisi (2228)
Asrın mağduru (2064)
Biz bu milleti Facebook’a yedirmeyiz (2420)
Asrın iftirası asrın imzası (2225)
Feridun (2172)
Eyyy Oscar (2414)
Ebru Gündeş’in kocası ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapılsın (2336)
Ses var... Görüntü yok mu? (2573)
Beni sen mi aradın babacığım? (2287)
Çoluk çocuk (2300)
Profesör Hilmioğlu (2359)
Ukrayna (2433)
Yok böyle hükümet (2361)
İnternet (2380)
Fener alayı (2513)
Şehzade Mustafa (2321)
Er Mektubu Görülmüştür (2331)
Halk mahkemesi (2186)
Anket (2442)
Allah millete rüşvetçinin hayırlısını versin kardeşim (2330)
Yedi kamyon dolusu para (2328)
Gidişat (2270)
Hutbe (2257)
Fevzi (2215)
Dolar (2454)
Vatan yahut yoğurt (2595)
AB ye paralel (2337)
Tır’ı vırı (2373)
Büyüklere masallar (2154)
Manidar (2277)
Asimetrik paralel! (2440)
İster asarım ister keserim savcıyı da kovarım hâkimi de oyarım (2364)
Hedef 2023 (2304)
Haşhaşiler (2518)
Kurmay olacağına, bacanak ol (2205)
Bu devirde yalakalık zor iş (2492)
HSYK (2320)
Yeniden yargılama (2297)
Hangi tarafı tutmak lazım? (2459)
Benim savcım benim polisim benim ailem (2470)
Adam (2370)
Naçizane çözüm önerisi (2350)
Atahan (2780)
Paralel devlet (2502)
2013 (2190)
O ağacın altından sevgilerle (2326)
Yeni Türkiye’nin istiklal savaşı (2479)
Eyy kutu sen nelere kadirsin (2302)
Bütçe (2264)
Emniyet müdürü (2399)
A’yakkabı K’utusunda P’ara (2370)
Bakan (2200)
Hava durumu (2432)
Pardon (2314)
Yüce Atatürk (2394)
Hazreti gazeteci (2229)
Cennetten mektup var (2148)
İnsan hayatı iki simit parası (2089)
Türk var mı? (2227)
Hükümetle cemaatin maçı kaç kaç biter? (2231)
Mısır (2069)
Uganda sanayi odası başkanının eniştesi telefon etti, selamı var (2169)
Cemaat filan... (2145)
Nejat Uygur (2333)
En turistik şehrimiz! (2316)
Düet (2167)
Gavat nostaljisi (2389)
Gavat (2250)
10 Kasım (2257)
O ağacın altı (2330)
Kızlı erkekli (2330)
Bebiş (2314)
Saç (2384)
Yoğun istek üzerine...Türban Büyük Millet Meclisi (2373)
Abe (2290)
Marmaray (2214)
29 Ekim (2178)
Mıntıka themisliği (2596)
Andımız (2313)
Malezyanız hayırlı olsun (2365)
Kaç para aldın RTE’den? (2415)
Benim valim (2344)
Ne kadar türban o kadar demokrasi (2491)
Koç (2408)
Red Kit bile bu kadar çabuk yakalayamazdı (2304)
Başlarken, aşk biterken, nefret (2383)
Fikstür (2422)
Paket (2439)
Vurun kahpeye (2013 versiyonu) (2371)
Dünya lideri (2361)
Eyyy (2622)
Hükümet olimpi’yatma yeri değildir canım kardeşim... (2330)
Olimpiyat (2464)
Yaşasın... ABD Komitesi kabul etti (2136)
Berek Obeme (2394)
NATO kafa nato mermer (2521)
Yas’ıklar olsun (2581)
Değerli yalnızlık (2394)
Silivri (2480)
Kasımpaşa İnönü’dür (2528)
Başörtülü bacımızı trende linç etmeye kalktılar filan... (2371)
Mühür kimdeyse demokrasi odur (2369)
Dindar olmasınlar da bonus kafa mı olsunlar? (2341)
Halep ordaysa gerisi burda (2289)
Ayva yaprağı (2351)
Faili meşhur... (2359)
Dear büyükelçiler... (2555)
Vaaz’iyet (2259)
B’rezilya (2449)
Öyle ecdat tanımıyoruz filan deniyordu... Çapulcuları ikna etsin diye Kanuni’den ricacı oldular (2433)
İki ayyaş (2331)
Nazmiyanım (2387)
Ana’fikir (2199)
İçki (2415)
Baro’metre (2304)
Aman ha... Kaçmasın (2251)
maa$allah (2408)
19 Mayıs (2395)
Not’umuz yükseldi (2297)
Bir ilk (2405)
Teheyersen (2379)
Şam’ar oğlanı (2281)
üç nokta ... (2394)
Ayran gibi petrol bulundu içilecek kalitede (2314)
Dünya bize h’ayran (2538)
İnsanın Aklına Muz Cumhuriyeti Geliyor (2429)
Yazdıkları yazacaklarının teminatı... (2361)
23 Nisan (2358)
Karşılaşma (2466)
Bölgelerimize göre akil raporu (2423)
Fazıl Say say bitmez (2319)
Cüzdan (2587)
Emek (2508)