Peki ya sonrası?

B.Ayman Güler


Yeni anayasa isteklerinin bir nedeni, 66. maddedeki “Türk vatandaşlığı”nı silmek. Bunun yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” yazılmak isteniyor. AKP, CHP, HDP yönetimleri bunda anlaşmış bulunuyorlar. Kanıtı 1 Kasım 2015 seçim bildirgelerinde duruyor. Bunu, “eşit vatandaşlık” ya da “anayasal vatandaşlık” adı verilen bir anlayış temelinde benimsedikleri ve bu anlayışla uygulayacakları da aynı bildirgelerde yazılmış bulunuyor.

Peki, şimdiki Türk vatandaşlığı eşitlik ilkesine dayanmıyor mu? Anayasanın 10. maddesi eşitlik maddesi ve şöyle diyor: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. ....” Şimdiki anayasa “yurttaşların (bireysel) eşitliği”ni benimsiyor. “Eşit vatandaşlık” bundan daha ileri ne getirmek anlamına geliyor?

*

İpucu, AKP’nin seçim bildirgesinde yer alan “herhangi bir etnik kimliğe referans yapmayan vatandaşlık tanımı” ifadesinde gizli. Eşit vatandaşçılar, “Türk” adının bir etnik kimliğe referans yaptığını, bu tercihin diğer etnik gruplar için eşitsizlik yarattığını, vatandaşların etnik kimlikleri bakımından eşitlenmesi gerektiğini iddia ediyorlar.

Bizce “Türk” bir etnisitenin değil, kimlikler-üstü olan ulusun adıdır. Ama bu tartışmayı bir yana bırakalım, peki diyelim ve dedikleri değişikliği yaptıktan sonra “TC Vatandaşları”nın siyasal hak ve ödevlerini nasıl bir düzende kullanıp yerine getireceklerini soralım.

*

“Türk”, ulusal vatandaşlığımızın adı olarak silinip yerine “TC vatandaşlığı” torbası koyulduktan sonra nasıl bir düzen kurulması gerekecek?

Etnik kimliklerin eşitliği ve güvencesi için, bunların anayasal statüye kavuşturulması gerekmeyecek mi?

Bunlar siyasette ve devlette kendilerini nasıl temsil edecekler?

O zaman her etnisitenin kendi yönetim kurumları mı olacak?

Bir etnik grup saydığınız Türklerin anadili Türkçe, şimdi olduğu gibi tek-ulusal-resmi dil olarak kalacak mı?

Eşit vatandaşlık anlayışı, Türkçenin bu konumuna son vermeyi gerektiriyor mu?

Madem eşitlik etniklerin eşitliği, diğer etnik grupların dilleri de resmi dil mi olacak?

Bu durumda kamu hizmetlerinin de her etnik grup için ayrı ayrı örgütlenmesi gerekmeyecek mi?

“Türk” bir etnik grup ise egemenlik hakkının tek sahibi “Türk milleti” kavramının da ortadan kaldırılması mı gerekecek?

Yurttaş, millet olgusunun yapıtaşı olduğuna göre, “Türk vatandaşlığı” silinince anayasada “Türk milleti” neye dayanarak tanımlanacak?

Yoksa “Türk milleti” de, Leyla Zana’nın TBMM yemin töreninde dediği gibi, “Türkiye milleti” gibi bir şey mi olacak?

*

Bugünkü çabalar, bu soruların yanıtlanması bir yana “peki sonra?” sorusunun ortaya atılmasını bile önleyen bir ortamda sergileniyor. Tüm yaşamı değiştirecek böyle bir anayasal adımı, yol açacağı düzen hakkında hiçbir şey söylemeden yapmaya çalışmak, kendi başına büyük bir ahlaki sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Karşımızdaki “vatandaşlık anlayışını değiştirmek” atağı, ulusal devleti ortadan kaldırıp yerine “çokmilliyetli düzenek” koyma amacına dönük bir şey. Bu siyaset, 1900’lü yılların başlarında Avusturya’da “milliyetlerin kültürel özerkliği anlayışı” olarak dile getirilmişti. Anlayışın sahibi Otto Bauer idi. O tarihlerde, hem kuram hem pratik bakımından pek acı biçimde mahkum edilmişti.

“Eşit vatandaşlık”, “anayasal vatandaşlık” adı altında hortlayan “milliyetlere özerklik” siyaseti, yüzyıl önce olduğu gibi bugün bir kez daha tarihe gömülmeyi bekliyor

1/9/2016
Okuma Sayısı : 1630


Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar