MURSİ’Yİ DESTEKLEYELİM, YOKSA BİZE “DARBECİ” DERLER!

B.Ayman Güler


MURSİ’Yİ DESTEKLEYELİM, YOKSA BİZE “DARBECİ” DERLER!

Birgül AYMAN GÜLER
CHP İzmir Milletvekili
YURT GAZETESİ, 12.07.2013


TBMM İnsan Hakları Komisyonu, 4 Temmuz 2013 günü bir bildiriyayımladı. Bildiriye dört siyasal parti grubunun temsilcileri topluca onay verdi. Böylece TBMM ve Türkiye, adeta bir dış sorunda ulusal tepki sergiler gibi tüm partilerin ortak çelik irade oluşturduklarını ilan etti. 

Bildiride şu deniyordu: Mısır’da iktidarın yetkileri askeri darbe ile gasp edilmiştir; askeri darbe kabul edilemez; iktidar derhal halka geri verilmelidir. Açık sözcüklerle ifade edilirse, söylenen şuydu: Müslüman Kardeşler’in iktidarı olan Mursi yönetimi yeniden iş başına getirilmelidir. Bunun gerekçesi “çünkü askeri darbe ile gönderildi” biçiminde belirlenmişti. Ve imzacılar yalnızca Türkiye’yi değil tüm dünyayı böylesi girişimlere açıkça tavır almaya çağırıyorlardı. 

Sorun AKP Zihniyetine Teslimiyettir


Böyle bir bildiride CHP nasıl bir örgütsel kararla yer almış olabilir? 

Bu tavır CHP Meclis Grubu’nda ve Parti Meclisi’nde kararlaştırılmamıştır. Diğer yetkili organlardan da böyle bir karar duyurusu yapılmamıştır. Parti karar mekanizmaları bakımından tavır belirleme konusunu şimdilik bir yana bırakalım. 

Bildiriyi imzalayanlar, aynı zamanda AKP’nin bizim vergilerimizden 2 milyar dolar bağışladığı Müslüman Kardeşler hareketini desteklemiş; Türkiye Mısır ile ilişkilerini Mısır’a değil de bu ülkedeki bir siyasal harekete bağlamış oluyordu. Bu hareket Mısır halkının yalnızca yüzde 25’ine seslenebilen; iktidar fırsatı bulduğunda halkın büyük bölümü tarafından onaylanmayıp reddedilmiş; kendisi de ordu ve ABD desteğiyle yol almış bir hareketti. Öte yandan bu hareketin ideolojik konumu ve siyasal değerleri, CHP tarafından asla kabul edilemeyecek türdendi. 

Peki, CHP için böyle bir tavra esas olan düşünce nasıl bir akıl yürütmenin ürünü olabilir? 

Komisyon’da sergilenen bu tavrın zihinsel temeli şudur: “Mısır’da Mursi yönetiminin düşürülmesi konusunda ihtiyatlı olmakta yarar vardır. Ancak Türkiye’deki koşullar bakımından darbeye karşı çıkma noktasında durmak doğrudur. Dolayısıyla bu tavır doğrudur.” Yani CHP, kendi ülkesi dışında bir ülkenin sorununa Türkiye problemleri açısından bakmaya itilmiştir. Ama Türkiye problemlerine de AKP zihniyeti ve politikasına teslim olarak yaklaşmak durumuna düşürülmüştür. 

Çözüm İdeolojik Hegemonyayı Kırmaktan Geçer

Mısır’da Mursi sorunu ve bu soruna ilişkin zihinsel harita, ülkemizde hem akademik hem siyasal sol düşüncenin nasıl bir “ideolojik hegemonya” altında ezildiğini gösteren sonuncu açık örnek olmuştur. 

Mursi yönetimi Müslüman Kardeşler Hareketi’dir; bu hareket Türkiye’de AKP iktidarının müttefikidir. AKP, bu kararla müttefikini korumaktadır. Korumasını doğrudan değil, uzun zamandır elinde demirden sopaya çevirdiği “darbeci” suçlamasından yararlanarak dolaylı yoldan gerçekleştirmektedir. Balyoz, Ergenekon, Askere Şantaj, vb… düzmece davalara temel oluşturduğu bu sopayla karşısındaki muhalefeti adeta teslim almıştır. “Darbeci” yaftası yapıştırılmasından duyulan korku, muhalefeti AKP’nin zihin haritası içinde eritmektedir. 

AKP’nin yaptığı açık ve basittir. Kendisi için tehdit saydığı her şeyi “ırkçılık”, “Türkçülük”, “Alevicilik”, “dinsizlik”, “din düşmanlığı” ve “darbecilik” kalıplarına dökmüştür. Sözlerini iki kaynağa dayandırarak ağır bir ideolojik hegemonya ile yol almaktadır. 

Bu partinin ideolojik kaynaklarından biri Kuranı Kerim’in ayetleri, ikincisi evrensel insan hakları jargonudur. İnsana “artık bu kadarı da ayıp günah” dedirtecek ölçüde din istismarı yapmaktadır. Muhalefet, AKP’ye karşı her sözünün ya kutsal kitaba ya da evrensel haklar silsilesine çarptığını görünce şiddetli bir korkuyla geri çekilmektedir. “Bunu söylersek bizi “dinsiz”; şunu söylersek “ırkçı”; diğerini savunursak “darbeci” olmakla suçlayacaklar” düşüncesi, muhalefeti AKP düz mantığına teslim etmiştir. 

Günümüzün acil görevi, AKP’nin ideolojik hegemonyasına son vermektir. 

“Algı her şeydir” düsturunun yaydığı zehiri söküp atmalıyız. Biz, iktidar ve egemenliklerini algı ve yalan üzerine yükseltenlerin yöntemlerini kullanarak onlarla mücadele edemeyiz. “Gerçek her şeydir”; herkesi gerçeğe davet etmeliyiz. 

AKP dinin temsilcisi değil dinin istismarcısıdır. AKP, evrensel insan hakları ve demokrasi jargonunu “işi bittiği”nde terk edeceğini kendisi açıklamış olan bu harekettir. “Algı”yı bu gerçeklerle alaşağı etmeliyiz. 

AKP’nin “zihinsel sabit”leriyle bağları tümüyle koparmalıyız. Bunu yapabilmenin anahtarı çok basittir: “Kendi dünya görüşümüz”ün sabitlerine odaklanmak. İşte o zaman “gündem belirleme” gücü bizim elimizde olacaktır. [BAG, 10 Temmuz 2013]


***

“Algı her şeydir” düsturunun yaydığı zehiri söküp atmalıyız. Biz, iktidar ve egemenliklerini algı ve yalan üzerine yükseltenlerin yöntemlerini kullanarak onlarla mücadele edemeyiz. “Gerçek her şeydir”; herkesi gerçeğe davet etmeliyiz.

8/10/2013
Okuma Sayısı : 2003


Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar