Büyükşehir Belediyeciliği Dönemi Bitmiştir


B.Ayman Güler


Büyükşehir Belediyeciliği Dönemi Bitmiştir


Birgül AYMAN GÜLER
CHP İzmir Milletvekili

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde büyükşehir sistemi içindeki yerlerin yönetimine hazırlananlar, alışılagelmiş belediyeciliğe değil valilik ve kaymakamlıklarla kafa kafaya gelinerek yürütülecek bir “seçilmiş valilik” ve “seçilmiş kaymakamlık”a hazırlanıyorlar. 

16+13+1= 30 BüTünşehircilik.... 


12 Kasım 2012 günü TBMM’nden bir yasa geçti. Metne 6360 sayısı verildi. Bu yasayla Türkiye’de sayıları 16 olan büyükşehir belediyelerine 13 il daha eklendi. Daha sonra Ordu için de benzer bir yasa çıkarıldı, böylece Türkiye’de büyükşehirli olan illerin sayısı 16+13+1 = 30’a yükseldi. 6360 sayılı yasa, 29 Mart 2014 günü yapılacak yerel seçimlerle uygulamaya girecek. 

Büyükşehirli illerin sayısı 30’a yükseldi ama, büyükşehir belediyeciliği ortadan kaldırıldı. 6360 sayılı yasa, büyükşehir belediyelerinin sınırlarını il sınırlarıyla çakıştırdı. Böylece eldeki kalıp büyük bir şehrin yönetimi için çıkarılmış bir kalıp olmaktan çıktı. Sınırlar illerle çakıştırılınca, bir ilin içindeki büyük şehir, küçük şehirler, kasabalar (beldeler), köyler ve bunlar arasındaki dağlarla göller nehirlerin olduğu boş araziler, hepsi birden kalıbın içine girmiş oldu. Bunlar artık bir büyük şehirin belediyesi değiller; bütün bir ilin belediyesi durumundalar. Büyükşehir değil büTünşehir belediyeleri!

Kısacası, eldeki kalıp 36 beden için iken, AKP bu kalıbı kimi 42 kimi battal boy bedenlere giydirmeye kalkıştı. 

6360 sayılı yasa, Türkiye’nin 30 ilinde patır patır patlamasın diye, CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Seçimlere yedi ay kaldı, Anayasa Mahkemesi’nden ses yok. 

Oysa bu yasa yeni ilçeler kurulmasına karar vermiş, memleket genelinde buralarda yaşayanlara sorma zahmetine bile katlanmadan, 1500 belediyeyi (belediyelerin %54’-ünü) 16.082 köyü (yani köylerin %48’ini) ortadan kaldırmış durumda. 

BüTünşehir Başka Birşey.... 

BüTünşehirle birlikte ortaya yeni bir yönetim – hukuk haritası çıkmış durumdadır. Yalnızca bürokrasi değil, aynı zamanda siyasi partilerin örgüt yapılarında da uyarlamalar yapılması gerekiyor. Yeni ilçeler başka ilçelerden alınan parçalarla kuruldu; yeni ilçe başkanlıkları kurulması gerekiyor; kendisinden parça alınmış olanların da hesaplarını yeni sınırlara göre kurmaları…. 

Öte yandan, toplam 81 ilin “yalnızca” 30’u bu cendere içinde diye kimse ”illerin yarısı bile değil” demesin. 

Bu iller ülkenin yıllık zenginliği olan gayrısafi yurt içi hasılanın yüzde 90’ını yaratıyor. Ülke üretim ve ticaretinin büyük bölümünü yaratan iller, şimdi yönetim boşluğu içine sürükleniyor. Böyle bir ağırlığa sahip olan illerde, valilik – büTünşehir sistemi ilişkileri tanımsız. Mevcut büyükşehir belediyelerinin plan ve programları doğal olarak “tüm il”i görmüyor. Stratejik planların “vizyon”larıyla “misyon”ları tüm ili görmeden oluşturulmuş durumda. Mevcut 16 büyükşehirin ve yeni büyükşehir olan 14 il merkezi belediyesinin orta ve uzun vadeli planları boşluğa düşmüş bulunuyor.

Türkiye’nin yönetim geleneğinde baskın özelliklerden biri şudur: 

Merkezi yönetimin taşra kolları olan il ve ilçeler, valiler – kaymakamlar eliyle yönetilir; bunlar “alan yönetimi”nin uzmanıdırlar. Yerel yönetimler ise “mekan yönetimi”nde uzmanlaşmışlardır. Yani “bir” şehri yönetmek üzere belediyeler ve “bir” köyü yönetmek üzere köy muhtarlıkları olarak çalışılır. Alan yönetiminde yalnızca il özel idareleri var olmuştur; onlar da valilikler – kaymakamlıklar bünyesinin parçası olarak iş görmüşlerdir. 

Şimdi ise belediyeler, il ve ilçe “alan”larını yönetmeye ve bunu yaparken de köy muhtarlıkları olmadan çalışmaya sürüklenmişlerdir. Bu yeni bir modeldir; ve bu modelin ne kuralları ne de mekanizmaları vardır. 

BüTünşehir Adaylığı Büyükşehircilikten Daha Başka Türlü Düşünmeyi Gerektirir.... 

Ülkemizin 30 ilinde, yalnızca 7 ay kalmış olan yerel seçimlerde aday olmayı düşünen yerel kadroların hem propaganda hem de seçilmeyi başardıkları takdirde yönetim hazırlıklarını bu yeni “alan yönetimi” gerçeğine göre yapmaları gerekir. 

Çayırlarla meraların kadim sahibi köylülerin, kendilerini temsil etme araçları tümüyle ellerinden alınmıştır; sosyolojik olarak var olan ama yönetsel gücü olmayan “yeni muhtarlık”larla karşı karşıyayız. Bu gerçek, önümüzdeki dönemin en önemli çatışma ve yönetim zafiyeti olan noktalardan biridir. 

Siyasal partilerin, il –ilçe örgütlenmelerini yeni doğacak “büTünşehir” modelinin yaratacağı vali ve kaymakam benzeri belediye başkanlıkları yapısına önderlik edebilecek biçimde yeniden inşa etmeleri gerekir. 

Bunların hepsi önemlidir. Ama belki de en önemlisi, “BüTünşehir Modeli”yle gelen yeni anti-demokratik yapının yaratacağı engelde gizlidir. 

BüTünşehir zihniyeti, yürürlüğe gireceği otuz ilde 100.000 seçilmiş sayısını 10.000’e düşürmüştür. 6360 sayılı yasa, 90.000 yerel seçilmişi sistem dışına atmıştır. Kapatılan il genel meclisi, belde belediyeleri ve köy muhtarlıklarına seçilenlerin doldurdukları koltuklar kırılmış durumdadır. 

Ülkemizin 30 ilinde “yerel” yönetim, yönetme yetkisi çok az sayıda seçilmişe verilerek oligarşik bir yapıya dönüştürülmüştür. Şimdi küçük ölçek yerellerin toplumsal dinamikleri minder dışına atılmakta, yönetim alanı il ve bölge düzeyinde güce sahip toplumsal dinamiklere teslim edilmektedir. Önümüzdeki dönemde göreve talip olanlardan, “demokratik yerel yönetim”, “katılımcı yerel yönetim”, daha doğrusu "halkın yerel yönetimi" yaratmayı hedefleyenler, yasayla gelen bu anti-demokratik yönetim sistemine karşı iş görecek yol ve yöntemler bulmak zorundadırlar. 

Sonuç

Ne Türkiye’nin yönetim geleneğine, ne hizmetlerde verimlilik ilkesine, ne de demokratik yönetim ilkelerine uyan bu “model”, adeta bir deli gömleği. 

Öyleyken, koca ülke, Anayasa Mahkemesi’nin 6360 sayılı yasaya ilişkin iptal davasını nasıl karara bağlayacağını bekliyor. Hükümetin yalap şalap işlerine, bir de Anayasa Mahkemesi’nin ağırdan alışları eklenmiş bulunuyor. 

Şimdi hepimizin görmesi gereken şu ki, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde büTünşehir sistemi içindeki yerlerin yönetimine hazırlananlar, alışılagelmiş belediyeciliğe değil valilik ve kaymakamlıklarla kafa kafaya gelinerek yürütülecek bir “seçilmiş valilik” ve “seçilmiş kaymakamlık” benzeri birşeye hazırlanıyorlar. [BAG, 3 Ağustos 2013]

8/10/2013
Okuma Sayısı : 1866


Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar