Türkiye’yi domuz bağı cinayetleri ve mezar evlerle tanıştıran Hizbullahçıların kısa süre önceki tahliyesi, devlet-Hizbullah ilişkisini yeniden gündeme getirdi. İddiaları ve Hizbullah’ın geçmişini mercek altına aldık.
Son zamanlarda cezaevlerindeki Hizbullah davası hükümlülerinin tahliye edilmesi, 27 yıldır konuşulan ancak hiçbir zaman aydınlatılamayan devlet-Hizbullah ilişkisi iddialarını yeniden gündeme getirdi.

1990’lı yıllarda uyguladığı şiddet yöntemleri ve faili meçhul cinayetlerle Güneydoğu’da korku saçan Hizbullah, 2000’li yıllardaki operasyonlarla tasfiye edildi. Lideri öldürülen, üst kadrosu tutuklanan ve arşivi ele geçirilen örgüt, cezaevlerindeki üyelerinin serbest bırakılması ile yeniden Türkiye’nin gündeminde. Bugüne kadar eylemleri ve infaz yöntemleri çok konuşulsa da, Hizbullah hakkında sır olarak kalan tek iddia devletle olan ilişkisi. DW Türkçe, 27 yıldır konuşulan ancak asla aydınlatılamayan Hizbullah-devlet ilişkisi iddialarını bölgedeki uzmanlarla konuştu.

İddiayı yazdı, 2 gün sonra öldürüldü

"Hizbullah, Çevik Kuvvet merkezinde eğitiliyor.”

16 Şubat 1992’de, "2000’e Doğru" dergisinin kapağında yer alan bu satırlar, Diyarbakır’da herkesin bildiği ancak kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği Hizbullah’ın, Devlet ile ilişki içinde olduğu iddiasını ilk kez Türkiye gündemine taşıdı. Haberi yapan gazeteci Halit Güngen, 2 gün sonra faili meçhul cinayetle öldürüldü. Güngen’in hayatına mal olan iddia, bazı üst düzey devlet görevlilerinin de konuşmasıyla hep tartışılan bir konu oldu. Öyle ki, emekli Albay Arif Doğan, Ergenekon davasındaki ifadesinde Hizbullah’ı kendisinin kurduğunu iddia etti.

Karanlık yıllar

Peki, Hizbullah nasıl kuruldu ve bu günlere nasıl geldi? İran İslam Devrimi’nden etkilenen Türkiye Hizbullahı’nın ilk kadroları 1979’da Diyarbakır’daki Vahdet Kitapevi’nde örgütlendi. Bir süre sonra, silahlı cihada başlamak isteyenler Hüseyin Velioğlu liderliğinde İlim Grubu’nu, cihadı reddedenler ise Fidan Güngör liderliğinde Menzil Grubu’nu kurdu. Kısa sürede tasfiye edilen Menzil’in lideri Fidan Güngör 11 Eylül 1994’te kaçırıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Güçlenen Hizbullah, kendi kurallarına uymayan kişilere yönelik satırlı, asitli ve silahlı saldırılara başladı.

Bu saldırılar, toplumsal yaşamda büyük kırılmaya, aynı zamanda korkuya yol açtı. Aynı dönemde şehirlerde güçlenen PKK ile aralarında kanlı bir savaş başladı. Şehir merkezlerinde enseden tek kurşun cinayetleri, satırlı saldırılar ve faili meçhul cinayetler bölgeyi karanlık bir şiddet sarmalının içine sokmuştu. Devletin, güçlenen PKK’yı yok etmek için Hizbullah’ı desteklediği iddiaları bu dönemde konuşulmaya başlandı. Cinayetlerin failleri yakalanamıyor, faili meçhul cinayetler aydınlatılamıyordu. 90’lı yılların ortalarına kadar tahminlere göre 700 kişi faili meçhul cinayetlerle öldürüldü.

Devletle ilk çatışma

1996 yılından itibaren kendi kabuğuna çekilen Hizbullah, 1998’de İslamcı feminist yazar Konca Kuriş ve 29 Aralık 1999’da Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ı öldürerek yeniden sahneye çıktı. Şimşekleri bir anda üstüne çeken örgüt, 2000 yılında polis operasyonlarının hedefi oldu. 17 Ocak 2000’de İstanbul’da düzenlenen operasyonda Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu öldürüldü, örgütün arşivi polisin eline geçti. Operasyonlarda örgütün lider kadrosu tutuklandı, bazı üyeleri polisle girdiği çatışmalarda öldürüldü. Türkiye, domuz bağı cinayetleri ve mezar evlerle bu dönemde tanıştı. Hizbullah’a savaş açan ve faili meçhul cinayetlere karşı net tavır koyduğu için halk tarafından çok sevilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001’de uğradığı suikast sonucunda 5 koruması ile birlikte hayatını kaybetti. Bu suikast, devletin örgüte karşı çok sert refleks göstermesine neden oldu.

İlk tahliyeler 2011’de

2000 yılından itibaren yakalanan Hizbullah yöneticileri, aylarca gözaltında kaldıktan sonra tutuklandı ve 2009 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 2011’de tutukluluk sürelerinin 10 yıldan fazla olmayacağına dair yasal değişiklik, Hizbullah’ın yönetim kadrosuna cezaevinden çıkma yolunu açtı. 4 Ocak 2011 günü Hizbullah’ın üst düzey yöneticileri Edip Gümüş, Cemal Tutar ve Hacı İnan’ın da aralarında bulunduğu 34 mahkûm, cezaları kesinleşmediği için serbest bırakıldı. Edip Gümüş, İran’a kaçarak, örgütün liderliğini üstlendi.

100’den fazla üyesi serbest bırakıldı

Hizbullah, son günlerde cezaevlerindeki 100’den fazla üyesinin salıverilmesi ile yeniden konuşuluyor. Anayasa Mahkemesi 2018 yılındaki bir kararında, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri hâkim bulunmasını yeniden yargılanma nedeni saymış, Hizbullah tutukluları da bu kararı emsal gösterip, yargılamalarının yenilenmesi talebinde bulunmuştu. AYM kararından sonra Türkiye’nin değişik mahkemeleri, ağır suçlardan hükümlü çok sayıda Hizbullahçıyı serbest bıraktı.

"PKK kendi suçlarını örtmek için bu iddiayı ortaya attı”

Hizbullah hükümlülerinin peş peşe serbest bırakılması, yıllardır konuşulan devlet-Hizbullah ilişkisi iddialarını yeniden gündeme getirdi. Bölgedeki siyasi çevreler, geçmişte olmuşsa bile böyle bir ilişkinin artık mümkün olmadığını savunuyor. Tahliyeleri Hizbullah’ın legal siyasi ayağı olarak tarif edilen Hür Dava Partisi’nin (Hüda-Par), AKP ile kurduğu ismi konmamış ittifaka bağlayanlar da var.

Hüda-Par Genel Başkanı İshak Sağlam, 2000’li yıllarda Hizbullah davalarının avukatlığını yapmış ve aynı davadan hapis yatmış bir siyasetçi. Son günlerdeki tahliyelerin siyasi değil, hukuki bir durum olduğunu savunuyor. Sağlam’a göre, yeniden yargılama gerekçesinin temelinde "eskiden beri Hizbullah’a karşı düşmanlık yapan FET֒cü hâkim ve savcıların kararları" var. PKK’nın kendi suçlarını örtmek için Hizbullah-devlet ilişkisi iddiasını ortaya attığını söyleyen Sağlam, 2000’li yıllarda Hizbullah’a karşı yapılan operasyonda örgütün arşivinin önemli bir kısmının ortaya çıktığına dikkat çekiyor.

Sağlam, "Devlet ve Hizbullah arasında anlaşma, görüşme veya yakınlaşma olsaydı, buna dair emareler çıkardı. O zamandan günümüze, Hizbullah’ın devletle görüştüğüne veya anlaştığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmadı. Hizbullah’ın devlet tarafından desteklendiği iddiaları, PKK’nin kendi katliamlarını, zulümlerini örtbas etmek için kullandığı bir argümandır” diye konuşuyor.

"Hükümetin stratejik ortağına dönüştü"

İshak Sağlam Hizbullah’ın devlet tarafından desteklendiğini kesin bir dille reddetse de bunun aksini düşünenler de var. Onlardan biri de ‘Türkiye’de Hizbullah: Din, Şiddet ve Aidiyet’ kitabının yazarı Doktor Mehmet Kurt. Yale Üniversitesi ve London School of Economics’te (LSE) araştırmacı olarak çalışan Kurt, Hizbullah’a yakınlığı ile bilinen Hüda-Par’ın 1 Kasım 2015 seçimlerinden itibaren AKP hükümetiyle stratejik işbirliğinde bulunduğunu söylüyor.

Kurt’a göre, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hükümete açık destek veren Hizbullah tabanı, demokrasi mitinglerinde Güneydoğu illerinde meydanlara çıkan ana kitleyi oluşturdu. Sonraki seçimlerde oy tabanını AKP lehine sandığa götüren Hüda-Par’ın, daha önce edinmediği bir pazarlık gücü elde ettiğini söyleyen Kurt, ”Böylece 1990’larda kamuoyunca derin devletin tetikçisi olarak anılan Hizbullah, 2010’larda Hüda-Par vasıtasıyla hükümetin stratejik ortağına dönüştü” diyor.

“AKP döneminde legal işbirliği”

Mehmet Kurt, Hizbullah’ın devlet tarafından kurulmadığını savunsa da, PKK ve diğer örgütlere karşı zayıf olduğu için İran veya Türkiye’deki çeşitli güçlerle stratejik işbirliğine yöneldiğini düşünüyor. Kurt’a göre, devlet ile Hizbullah arasında her iki tarafın da işine gelen bir işbirliği yaşandığı ve bu işbirliğinin AKP döneminde legal zeminde yeniden dönüştüğünü söylemek mümkün. 

2011 sonrası cezaevlerinde yüzden fazla müebbet hapis cezasına çarptırılan Hizbullah üyesi olduğunu söyleyen Kurt, bunların büyük kısmının, ‘Cemaatin oğulları’ denilen ve 1990’lardaki infazlarda rol alan kişiler olduğunu ifade ediyor. 2017 yılında Hizbullah bağlantılı medya organlarının AKP’nin anayasa değişikliği referandumuna koşullu destek verdiğini ifade eden Kurt, koşullar arasında cezaevlerindeki Hizbullah üyelerinin salıverilmesinin de bulunduğunu belirtiyor.

Hukuki dayanağı var mı?

Hizbullah üyelerinin serbest bırakılması konusunda tartışılan konulardan biri de hukuki dayanak. Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar’a göre hukuki dayanak mevcut ancak eşit uygulanmıyor. Mahkemelerin bu konuda ayrımcılık yaptığını düşünen Aktar, benzer durumdaki PKK dosyasından ceza yemiş biri için yapılan başvuruların reddedildiğini söylüyor. Bu açıdan bakıldığında farklı bir uygulamanın olduğuna dikkat çeken Aktar’a göre, yaygın biçimde Hizbullah’tan hüküm giymişlerin bırakılıp, başka örgütlerden ceza yemiş olanların başvurularında ret kararı verilmesini başka türlü açıklamak mümkün değil.

27 yıldır karanlık bir perdenin arkasında kalan devlet-Hizbullah ilişkisi iddiaları bundan sonra da sır olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor. 90’lı yılların karanlığını yaşamış bölge halkının tek temennisi ise, böyle bir ilişkinin mevcut olmaması

Kaynak: Dwtürkçe / Tarih: 6/4/2019 / Okunma = 136

Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar

Diğer Haberlerimiz