Salih DEMİR : Türkiye’deki İstihbarat Yapısının Analizi ve Öneriler




İstihbaratın Önemi;

İstihbarat, başta devletler olmak üzere tüm organizasyonlar için hayati önemi haizdir. Bir organizasyonu bir vücut olarak tasvir edecek olursak, istihbaratın bu vücudun gözünü, kulağını ve hatta beynini, teşkil ettiğini ileri sürmek aşırı iddialı bir yaklaşım olmayacaktır.

Hal böyle iken emekli bir istihbarat subayı olarak meslek hayatım boyunca; TSK başta olmak üzere Devletimizin kurumlarının istihbaratın önemini yeteri kadar kavrayamadığını, bunun için yeterli kaynak ve çaba harcamadığını gözlemlediğimi üzülerek belirtmek durumundayım.

Bu tespitin uzun yıllardır, bu işlerle görevli ve meşgul olanlar tarafından bilinmesine, rapor edilmesine ve hatta yıkıcı sonuçları görülmesine rağmen, karar vericilerin çeşitli gerekçelerle bu yöndeki istek ve talepleri anlamadıkları ve/veya ciddiye almadıkları görülmektedir.

Esasen ulusların istihbarat servislerine verdikleri isimler istihbarat konusuna bakış açılarını da yansıtmaktadır.

Bu kapsamda İstihbarat teşkillerini batılılar Zeka (Intelligence), Ruslar Güvenlik, Araplar haberleşme (Muhaberat) kelimeleri ile isimlendirmişlerdir.

Yani batılılar işin içine zekâyı katarak tüm dünyaya hükmedecek bilginin peşine düşmüş, Ruslar dışarıdan gelecek tehditleri o kadar önemsemiş ki olayı sadece güvenlik boyutu ile ele almış, Araplar ise iç tehditleri öne alarak kendi halkı hakkında haber almayı yeterli görmüşlerdir.

Peki biz Türkler? Arapların haber alma kelimesi olan istihbaratı kullanmakta, bu konuyla ilgilenen kurumlarımızı kendi dilimizden bir kelime ile isimlendirememekteyiz. Yani bu işi kendi dilimizde isim vermeye değecek bir uğraş olarak dahi görmemekteyiz.

15 Temmuz İstihbarat İlişkisi;

15 Temmuz darbe girişimi de esasen istihbarat zafiyetinden kaynaklanmıştır. Bu girişim sonuçları itibarı ile o kadar yıkıcı olmuştur ki bir gecede tüm kurumların çöküşüne zemin hazırlamış ve Türkiye Cumhuriyetinin 90 yılda ilmek ilmek ördüğü imajına onarılamaz yaralar açmıştır.

15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun, ‘istihbarat makamları arasında koordinasyonun yeterli olmadığı ve mevcut kurumsal istihbarat yapısının ihtiyaçları tam itibariyle karşılamadığı görülmektedir’ yönündeki tespitini gördüğümüzde, sorunun çözümüne yönelik bazı adımlar atılabileceğine ilişkin umutlar doğmuştur.

Ancak, Olağanüstü Hal Kanunu çıkarılarak karar süreçleri hızlandırılmış olmasına rağmen, askeri hastaneleri, okulları, mahkemeleri bir gecede lağıv eden Hükümetin, istihbarat yapılarını değiştirmek bir kenara kadrolarına bile dokunma gereği duymadığını görmekte ve bu durumu izah etmekte güçlük çekmekteyiz.

İstihbarat Açısından Zafiyet Alanları;

Tüm bunlara rağmen, edindiğimiz tecrübeler ışığında, işlevsel bir istihbarat yapısının nasıl olabileceğine ilişkin öneri ve tespitlerimizi bu çalışmada sunmayı hedeflemekteyiz.

Bu kapsamda öncelikle mevcut zafiyetleri belirlemekte yarar vardır. Bu arızaları üç ana başlıkta toplayabiliriz;

- Tehditlerdeki değişimi ve öncelikleri belirleyememek,

- Kurumsal yetersizlikler,

- Bilginin zamanında ve yeteri kadar paylaşılamaması,

- Tehditlerdeki değişimi ve öncelikleri belirleyememek,

SSCB’nin dağılması ve buna bağlı olarak soğuk savaş döneminin sonlanması, 11 Eylül saldırıları, bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler gibi dünyada dengeleri bozan olaylar, doğal olarak tehditlerin de şekil ve mahiyetlerinin değişmesine yol açmakta, bulunduğumuz coğrafya itibariye ülkemiz bu değişimden doğrudan etkilenmektedir.

Tehditlerdeki değişimler, ülkenin başta istihbarat olmak üzere stratejik kurumlarının yeniden yapılandırılması ihtiyacını doğurmakta, ancak ülkemizin bu değişim zorlamalarını zamanında anlama ve tedbir alma yönünde yeterli olamadığı izlenmektedir.

Bu nedenle 1984 yılında PKK olayı yeteri kadar anlaşılamadı ve tedbir alınmadı, 11 Eylül sonrası yaşanabilecekler öngörülemedi ve gerekenler yapılamadı, son olarak da FETÖ Darbesi göz göre göre yaşandı.

Tehditleri belirleme ve kurumlara yön verme açısından sorumlu yapı MGK’dır ve onun yayınladığı Kırmızı Kitap (Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi) rehber dokümandır. Ancak MGK’nın bu konuda uygun bir yapılanmaya sahip olmadığı, personelinin sayısal olarak yetersiz kaldığı, diğer kurumlar tarafından bilgi yönünden yeteri kadar desteklenmediği görülmektedir. Bu nedenle o dönemde güçlü kurum hangisi ise (bir dönem TSK şimdilerde muhtemelen MİT)  onun yönlendirmesine ve bakış açısına tabi kalmakta, kapsayıcı ve özgün bir çalışma yapamamaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, MGK Genel Sekreterliği diğer kurumlar üzerindeki etkisi artırılmış, ihtiyaç duyulan nitelikte ve sayıda personele sahip bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu türden bir yapı kurulması halinde, diğer kurumların yapısal hastalıkları ve görev tanımları da bu kurum tarafından belirlenebilecek ve doğru istikamete yönlendirilebileceklerdir.

Kurumsal yetersizlikler;

Türkiye’de istihbarat faaliyetlerinin çatı kuruluşu Milli İstihbarat Teşkilatı’dır. MİT hem iç hem de dış tehditlere yönelik istihbarat faaliyetleri icra etmektedir.

İç ve dış istihbarat faaliyetlerinin aynı çatı altında sürdürülmesi önemli bir zafiyet yaratmaktadır. Zira, Türkiye’de bölücüler, irticacılar ve son dönemde de FETÖ gibi bir çok iç tehdit bulunmaktadır. Bu nedenle iç istihbarat faaliyetlerinde bir olayın atlanması istihbarat çalışanlarına ağır bir şekilde fatura edilir veya bu alanda yapılan bir başarı çok yüksek düzeyde ödüllendirilir. Bunun aksine dış istihbaratta yapılan bir hatanın cezası veya başarının ödülü aynı derecede söz konusu olmaz. Bu iklim, MİT başta olmak üzere istihbarat teşkillerinin insan ve mali kaynağının önemli bir kısmını bu alana teksif etmesine yol açmakta ve iç istihbaratta hata yapmamak üzerine kurulu bir anlayış gelişmektedir.

Bu anlayış dışa karşı bir körlük oluşturmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, hemen yanı başımızda yaşanan Suriye krizinde dönemin Başbakanının “bu iş üç ayda biter” fikrine inanmasının ve tedbirlerini bu yönde gerçekleşmesinin önemli nedenlerinden birini de muhtemeldir ki kendisine sunulan yetersiz istihbarat değerlendirmeleri teşkil etmiştir.

Bu örnekten devam edecek olursak, esasen dışa dönük körlükten kaynaklanan bu zafiyet içerde de önemli sonuçlar yaratmış, yapılan hata içte ve dışta önemli maliyetlere yol açmıştır.

İşi sadece dış istihbarat olacak bir teşkil bulunması halinde, bu kurum kendisine ayrılacak tüm kaynakları başka hiç bir önceliği olamayacağı için ve varlığının yüklediği zorunluluk nedeniyle dış istihbarat alanında, şimdikine nazaran daha verimli sonuçlara alacaktır. Esasen tüm gelişmiş ülkelerde de yapılanma bu şekildedir. ABD’de CIA/FBI, İngiltere’de MI5/MI6, İsrail’de MOSSAD /Şin-Bet iç ve dış istihbaratı ayrı ayrı icra eden kurumlardır.

Peki herkes tarafından bilinen, dillendirilen, önerilen bu yapılanma neden Türkiye’de hayata geçirilememektedir. Kanımca bunun en önemli gerekçesi, olabilecek yeni bir düzenlemede iç istihbarat teşkilatının çekirdeğini oluşturması muhtemel Emniyet ve jandarma İstihbaratının yıpranmış, kimileri tarafından da yozlaşmış görülen durumuna olan güvensizliktir.

Ancak, kurumların mevcut durumlarındaki zafiyetlerden endişe edilerek doğru yönde adım atılmamasının sonuçlarının da her geçen gün arttığını ve tedbirin bir an önce alınmasın gerektiğinin de bilinmesi lazımdır.

MİT’in yapısındaki diğer bir zafiyet alanı da, devletin kurumlarında görev alacak tüm personelin güvenilirliğinin tespitini de kurumun görevleri arasında yer almasıdır. Bu görev yüksek bürokrattan en alt düzeyde memura, generalden, yükümlülüğünü yerine getiren ere, rektörden araştırma görevlisine kadar hemen hemen herkesi kapsayan bir çerçevede olduğundan, MİT’in kaynaklarını ve enerjisini tüketen bir mahiyet arz etmektedir. Bu alanda yapılacak şey ise konuyla ilgili yeni bir yapılanmaya gidilmesi ve eş zamanlı olarak işin kapsamının daraltılması ve devletin öncelikle vatandaşına güvenen bir anlayışı geliştirilmesi olacaktır.

TSK başta olmak üzere diğer kurumlardaki istihbarat birimleri de kapsamlı ve dışarıdan yapılacak bir çalışmayla yeniden yapılandırılmalı, görev tanımları ve yetkileri net olarak ortaya konulmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde FETÖ darbesi sonrasında dile getirilen  “yetkimiz olmadığı için böyle oldu” türünden anlamsız yakınmalar sürecek, farklı kurumlarda mükerrer faaliyetler sürdürülecektir.

Bilgi paylaşımı zafiyetleri;

Bu husus ne Türkiye’ye ne de TSK’ya has bir sorundur. Bu problemin önemli bir kısmı istihbarat teşkilleri için evrensel niteliktedir ve işin doğasından kaynaklanmaktadır.

Önemli bir haber kaynağını elde bulundurmaya devam etmeyi planlayan bir istihbarat teşkili, bu kaynaktan gelen bilgilerin bazılarını, kaynağın deşifre olmasından endişe ederek, başka kurumlarla paylaşmaktan kaçınabilir. Veya büyük bir haber toplama operasyonun ortalarında elde edilen bir bilgiyi, operasyona zarar verebileceği düşüncesiyle başka birimlere aktarmayabilir. Bizim bilgi paylaşımında zafiyet olarak gördüğümüz husus bu değildir.

İstihbaratın birçok ana prensibinden birini de zamanlılık teşkil etmektedir. Bu, elde edilen bilginin kullanıcısına tedbir almasına yetecek kadar önce iletilebilmesini ifade etmektedir.

Ancak;

- Kurumlar arasındaki yetersiz iletişim altyapısı

- Kurum içerisinde işleri yavaşlatan katı hiyerarşi,

- Önemli ile önemsizi ayırmaktan aciz liyakatsiz personelin mevcudiyeti gibi hususlar maalesef çoğu zaman elde edilen önemli bir bilginin zamanında ilgilisine ulaşmasını engellemektedir.

Şu hususu büyük bir güvenle söyleyebilirim ki, bu kadar köklü istihbarat yapılarının bulunduğu ülkemizde, istihbarat teşkillerinden herhangi biri tarafından elde edilememiş bilgi sayısı çok sınırlıdır. Buna mukabil, elde edilen bilginin yukarıda sayılan nedenler veya yanlış analizi sonucunda zamanında ilgilisine ulaştırılamadığı ve ağır sonuçlarla karşılaşılan olay sayısı çok yüksektir.

Meslek yaşantımda, yaşanan herhangi olumsuzluk sonrası, geriye dönük incelemelerimizde, söz konusu olaya ilişkin emare teşkil edecek bir çok bilginin elde edildiği, ancak zamanında ve doğru bir şekilde ilgilisine aktarılamadığını tespit etmişizdir.

Ülkemizde gündemi teşkil edecek nitelikte bir olumsuzluk olay meydana geldiğinde, hemen yukarıda izah ettiğimiz türden incelemeler yapılır, istihbarat paylaşımında zafiyet yaşandığı tespit edilir, söz konusu zafiyetin giderilmesi maksadıyla genel olarak;

-      Koordinasyon kurulları teşkil edilmesi,

-      Periyodik koordinasyon toplantıları planlanması,

-      Yeni birimlerin kurulması veya bazı birimlerin personel mevcutlarının artırılması,

-      Kurumlardan gelen temsilcileri içeren çalışma grupları oluşturulması benzeri palyatif tedbirler alınır.

        Ancak, olayın soğuması sonrası, esasen sonuç alması mümkün olmayan ve yeni bürokratik zorluklara sebep olan bu tedbirler süratle terkedilir ve yeni bir olay yaşanana kadar hiçbir şey olmamış gibi eski usullerle çalışmaya devam edilir Bu kısır döngüden kurtulmanın yolu ise kanımca;

-      İstihbarat kadrolarında liyakate önem vermek,

-      Personelin belirli alanlarda uzmanlaşmasına olanak sağlayacak bir atama politikası izlemek,

-      Karar vericilerin istihbaratın önemini kavrayacağı ve kararlarında elde edilen bilgileri dikkate alacağı bir iklim yaratmak yönünde tedbirler geliştirilmesi gerekmektedir.

        Önerdiğimiz bu tedbirler anlık sonuçlar vermeyeceği ve sonuçları yıllar sonra alınabileceği için kendi dönemlerinde alınacak sonuçları önceleyen pragmatist yöneticiler tarafından tercih edilmemektedir. Maalesef yöneticilerin önemli bir kısmı bu özellikleri taşımaktadır. Bu engeli aşmanın yolu ise, istihbarat alanında alınacak tedbirlerin belirlenmesinde ve uygulanmasında, kurum içinden değil, kurum içi hiçbir hesabı olmayacak kurum dışından heyetler tarafından hayata geçirilmesidir.

Sonuç ve Özet:

MGK Genel Sekreterliği diğer kurumlar üzerindeki etkisi artırılmış, ihtiyaç duyulan nitelikte ve sayıda personele sahip bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu türden bir yapı kurulması halinde, diğer kurumların yapısal hastalıkları ve görev tanımları da bu kurum tarafından belirlenebilecek ve doğru istikamete yönlendirilebileceklerdir.

İç ve dış istihbarat faaliyetlerinin aynı çatı altında sürdürülmesinin yarattığı zafiyeti dışa karşı bir körlük oluşturmaktadır. Bu nedenle işi sadece dış istihbarat olacak bir teşkil bulunması halinde, bu kurum kendisine ayrılacak tüm kaynakları başka hiç bir önceliği olamayacağı için ve varlığının yüklediği zorunluluk nedeniyle dış istihbarat alanında, şimdikine nazaran daha verimli sonuçlara alacaktır. Bu çerçevede İç ve Dış İstihbarat faaliyetleri ayrı kurumlar tarafından sürdürülmelidir.

Kurumların yapılarındaki değişimlere ilave olarak, istihbarat kadrolarında liyakate önem vermek, personelin belirli alanlarda uzmanlaşmasına olanak sağlayacak bir atama politikası izlemek, karar vericilerin istihbaratın önemini kavrayacağı ve kararlarında elde edilen bilgileri dikkate alacağı bir iklim yaratmak yönünde pratik tedbirler de geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu çalışmada istihbarat alanında yaşanan zafiyetleri genel bir çerçevede ele almaya çalıştık. Müteakip çalışmalarımızda TSK’dan başta olmak üzere ilgili kurumlarımızın yapılanmalarına ilişkin ayrıntılı tespit ve önerileri dile getirmeyi planlamaktayız.


4/2/2018 Bu Haberin Kaynağı:ÖzelBüro / Okuma Sayısı : 1368


Almanız İçin Tavsiye Ettiğimiz Kitaplar...

Kandan ve Kemikten Çocuklar
[Tomi Adeyemi]

Yedi Akbabalı Kubbe
[Ayhan Gültaş]

Sözsüz İletişim
[Alemdar Yalçın]

Diğer Haberlerimiz



Destekcilerimiz

YAKLAŞAN ÖNEMLİ GÜNLER

DÖZİV KURU






Hava Durumu